e
sv

Allah rızasına erebilmek

“Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara, ebedî olarak kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde çok güzel köşkler va’detti. Allah’ın rızası ise, bunların hepsinden daha büyüktür. İşte bu büyük başarıdır.” (Tevbe 9/72)
avatar

Rıfat Şentürk

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

“Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara, ebedî olarak kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde çok güzel köşkler va’detti. Allah’ın rızası ise, bunların hepsinden daha büyüktür. İşte bu büyük başarıdır.” (Tevbe 9/72)

“De ki: “Size, onlardan daha hayırlısını haber vereyim mi? Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için Rableri katında, içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve Allah’ın rızası vardır.” Allah, kullarını hakkıyla görendir.” (Al-i İmran 3/15)

Ayetin ifadesi iman edenler için asıl mükafatın cennetler veya sonsuz yaşam değil, “Allah rızasına nail olmak” olduğunu anlatır ki yazımızın gayesi de bu cümledir. Çünkü erebildiğimiz takdirde bu rıza sayısız müjdeyi daha berebarinde getirecek, korkusuzluğu sağlayacak, kalıcı ve emsalsiz esenlik getirecektir.

Allah’ın rızasına ermek için canla, mal ve servetlerle mücadele etmek şart ve lazım olandır ki içerisinde mutlak surette selim kalp ve samimiyet olması gereken bu gayretler sadece tevhide yönelmek değil aynı zamanda şer ve şirkle mücadeleyi de zorunlu kılar.

“İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah’ın rızasını kazanmak için kendini feda eder. Allah, kullarına çok şefkatlidir.” (Bakara 2/207)

“Onlar öyle kimselerdir ki, halk kendilerine, “İnsanlar size karşı ordu toplamışlar, onlardan korkun” dediklerinde, bu söz onların imanını artırdı ve “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!” dediler. Bundan dolayı Allah’tan bir nimet ve lütufla kendilerine hiçbir fenalık dokunmadan geri döndüler ve Allah’ın rızasına uydular. Allah, büyük lütuf sahibidir.” (Al-i İmran 173,174)

“Allah’ın rızasını kazanmak arzusuyla ve kalben mutmain olarak mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yüksekçe bir yerdeki güzel bir bahçenin durumu gibidir ki, bol yağmur alınca iki kat ürün verir. Bol yağmur almasa bile ona çiseleme yeter. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.” (Bakara 2/265)

Tüm iman, ibadet, ahlak, amel ve her şeyin gayesi Allah rızasına ermek olduğu içindir ki tüm rekatlarda “Allah rızası” için niyet eder, tüm işlerimizde sadece Allah rızasını esas alırız. Bu şarttır çünkü bu niyete başkaca nokta kadar bir beklenti veya rıza karıştığı anda samimiyetten uzaklaşılmış olur ki bunun adı riyadır, münafıklıktır. Bu da yapılan sözde güzel işleri bir anda nafile faaliyetlere çevirir ve sevaplardan mahrum eder.

“ .. Hayır olarak ne harcarsanız, kendiniz içindir. Zaten siz ancak Allah’ın rızasını kazanmak için harcarsınız. Hayır olarak her ne harcarsanız -hiç hakkınız yenmeden- karşılığı size tastamam ödenir.” (Bakara 2/272)

Allah rızası kalpte filizlenen bir sevgidir ki özlem ve korku dolu bu güzellik kulu riyadan, gösterişten uzak tutar ve Allah rızasını esas alan kulların çoğu hayır ve iyiliği gizlidir, reklamsızdır, münafıklıktan ötedir. Çünkü onlar mükafatı sadece Allah’tan bekleyenlerdir.

“Bir sadaka vermeyi, yahut iyilik yapmayı, yahut da insanların arasını düzeltmeyi emredenleri hariç, onların aralarındaki gizli konuşmaların çoğunda hiçbir hayır yoktur. Kim bunları sırf Allah’ın rızasını kazanmak için yaparsa, biz ona büyük bir mükâfat vereceğiz.” (Nisa 4/114)

Allah’ın rızasına erebilmek için inkardan uzaklaşmak şarttır. Şükür ise Yaratan’a minnet duygusunun samimi olarak ifadesidir ve Allah bu şükürden razı olur. Yaptıklarımıza muhtaç olmayan Allah’tır ve bizler has ve temiz yönelişlerle O’na doğru adım attığımızda kazanacak olan sadece bizleriz.

“Eğer inkâr ederseniz, şüphesiz ki Allah sizin iman etmenize muhtaç değildir. Ama kullarının inkâr etmesine razı olmaz. Eğer şükrederseniz sizin için buna razı olur. Hiçbir günahkâr başka bir günahkârın yükünü yüklenmez. Sonra dönüşünüz ancak Rabbinizedir. O da size yaptıklarınızı haber verir. Çünkü O, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) hakkıyla bilir.” (Zümer 39/7)

Allah’ın bizlerden razı olması kadar bizim de Yüce Allah’tan razı olmamız lazımdır ki bu O’nun emir ve yasaklarını, sınırlarını, öğüt ve tembihlerini aynen kabul etmek, idrak etmek ve gereğini yapmakla olur.

“(Allah, şöyle der:) “Ey huzur içinde olan nefis! Sen O’ndan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön! İyi) kullarımın arasına gir. Cennetime gir.” (Fecr 89/27-30)

“Rableri katında onların mükâfatı, içlerinden ırmaklar akan, içlerinde ebedî kalacakları Adn cennetleridir. Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. İşte bu mükâfat Rablerine derin saygı duyanlara mahsustur.” (Beyyine 98/8)

“Allah, şöyle diyecek: “Bugün, doğrulara, doğruluklarının yarar sağlayacağı gündür.” Onlara içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler vardır. Allah, onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. İşte bu büyük başarıdır.” (Maide 5/119)

Yüce Allah, nurunu elbet tamamlayacak, sınavı sonlandıracak, güzellik ve doğruluğu tüm kainata egemen kılacaktır. Zalim insan ise aklını, ruhunu, kalbini çeşitli pisliklere alet etmekle nankördür ve inkarcıdır. Buna rağmen aslolan niyet ve hüküm Allah’ındır ve O nurunu tamamlayacağını buyurmakla kullara da doğru taraf ve safı göstermektedir.

Öte yandan tamamlanacak bu nurun içerisinde hem güzelliğin kazanması ve hemde kötülüğün kaybetmesi vardır ki başta da denildiği gibi Allah rızasına nail olmanın şartı hem iyiliğe yardım ve emirlere uymak hem de şerle mücadele etmektir.

“Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa kâfirler hoşlanmasalar da Allah, nurunu tamamlamaktan başka bir şeye razı olmaz.” (Tevbe 9/32)

Şefaat umudu sadece Allah’In razı olduğu kullar içindir ve şefaat dilenecekelr dahi Allah’ın razı olduğu kullar olacaktır. Bu da şu demektir ki şefaat sadece iman sahiplerinin, sıddık ve şehitlerin, resullerin, samimi olarak Allah’a yönelenlerin hakkıdır ve şefaat onların küçük ve inşallah büyük günah ve kusurları içindir. Yoksa Allah’In razı olmadığı kullara ne birileri şefaat dilenebilir ve ne de Allah razı olmadığı kullarına şefaat eder.

“O gün, Rahmân’ın izin verdiği ve sözünden razı olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez.” (Ta’ha 20/109)

“Allah, onların önlerindekini de arkalarındakini de (yaptıklarını da yapacaklarını da) bilir. Onlar, O’nun razı olduğu kimselerden başkasına şefaat etmezler ve hepsi O’nun korkusuyla titrerler.” (Enbiya 21/28)

Niyetler kadar amellerde de Allah rızasını aramak şart ve güzel olandır ki salih olmanın şartı Allah nizamına yani Kur’an’a uygunluktur. Kamil, reşit ve olgun insanın aklını ve kalbini salih amel istikametinde paralel kılması bu nedenle mühimdir ve insanın tek başına gayreti yeterli olamayacağından dolayı da kula düşen Allah’a bolca dua ve şükür edip, güç ve imkan dilemektir.

“Süleyman, onun bu sözüne tebessüm ile gülerek dedi ki: “Ey Rabbim! Beni; bana ve ana-babama verdiğin nimetlere şükretmeye ve razı olacağın salih ameller işlemeye sevk et ve beni rahmetinle salih kullarının arasına kat!” (Neml 27/19)

“Biz, insana anne babasına iyi davranmayı emrettik. Annesi onu ne zahmetle karnında taşıdı ve ne zahmetle doğurdu! Onun (anne karnında) taşınması ve sütten kesilme süresi (toplam olarak) otuz aydır. Nihayet olgunluk çağına gelip, kırk yaşına varınca şöyle der: “Bana ve anne babama verdiğin nimetlere şükretmemi, senin razı olacağın salih amel işlememi bana ilham et. Neslimi de salih kimseler yap. Şüphesiz ben sana döndüm. Muhakkak ki ben sana teslim olanlardanım.” (Ahkaf 46/15)

Yüce Allah’ın vaadi haktır, ezelidir, değişmez ve O şeytanın ahdine karşılık imanı kalkan etmiş, yeryüzüne ve cennetlere iman sahiplerini varis kılmıştır. Diğerlerinin mekanı ise cehennemdir ve onlara bu dünyada da rahat yüzü olmayacaktır. Kalplerinde iman olan, nefislerini terbiye edebilen, iman ve temiz nefis için Allah’a yakaran bu kullar Allah’ın himayesinde yaşayacak ve inşallah cennetlere de varis olacaktır.

“Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden önce geçenleri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına, onlar için hoşnut ve razı olduğu dinlerini iyice yerleştireceğine, yaşadıkları korkularının ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına dair vaadde bulunmuştur. Onlar bana kulluk eder ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Artık bundan sonra kimler inkâr ederse, işte onlar fasıkların ta kendileridir.” (Nur 24/55)

“Allah’a ve ahiret gününe iman eden hiçbir topluluğun, babaları, oğulları, kardeşleri yahut kendi soy-sopları olsalar bile, Allah’a ve peygamberine düşman olan kimselere sevgi beslediğini göremezsin. İşte Allah onların kalplerine imanı yazmış ve onları kendi katından bir ruh ile desteklemiştir. Onları, içlerinden ırmaklar akan ve içlerinde ebedî kalacakları cennetlere sokacaktır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. İşte onlar, Allah’ın tarafında olanlardır. İyi bilin ki, Allah’ın tarafında olanlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.” (Mücadele 58/22)

Fasıklık edenler, yalan yere yemin eden münafıklar, özü ve sözü bir olmayan münafıklar ise bu rahmet ve müjdelerden mahrum kalacak, aksine azaplarla tanışacak ve Allah aksini dileyene kadar cehenneme konuk olacaklardır. Onları kullar, yakınları hatta peygamber affetse dahi, kullar onlardan razı olsa dahi Allah onlardan razı olmayacaktır.

Bu ayet gerçekten önemli bir manevi kabulü zorunlu kılar ki helalleşme veya hakların iadesi gibi bu rıza hususu da iki başlıdır. Teki bedene sahip beşerlerin rızası, dieğri asli rıza sahibi Yüce Allah’ın rızasıdır. Kulalrın razı olması bazı yükleri hafifletse de asıl rıza sahinbi Yüce Allah kalpleri bildiği için onların gerçek niyetlerini bilecek ve yapageldikleri eziyete ilaveten bir de riya v eyalan suçunu ekleyerek onlardan asla razı olmayacaktır.

Bunlar daha ziyade ahireti inkar eden, dünya malına tamah ederek yeryüzünde bozgunculuk eden, para ve servet hırsıyla nefes tüketen biçarelerdir ve onların ahiret yurdunda da nasipleri olmayacaktır.

“Kendilerinden razı olasınız diye, size yemin edeceklerdir. Siz onlardan razı olsanız bile, Allah o fasıklar topluluğundan asla razı olmaz.” (Tevbe 9/96)

“Şüphesiz bize kavuşacağını ummayan ve dünya hayatına razı olup onunla yetinerek tatmin olan kimseler ile âyetlerimizden gafil olanlar var ya; işte onların kazanmakta oldukları günahlar yüzünden, varacakları yer ateştir.” (Yunus 10/7,8)

Yüce Allah kuluna dua ettiği ve umut ettiği sürece, yardım elini uzatacak, ona selamet yolunu gösterecek, salih amel fırsatı yaratacak, nefsini temizleyecek, imanını artıracak olandır ve bu sayede kul hem şer odaklarından muaf olacak hem de aydınlıklara kavuşacaktır. Lakin bu duanın da salih ve selim olması lazım gelir ki Yüce Allah şah damarından yakın olmakla içten geçenleri de layıkıyla bilendir.

“Allah, onunla rızası peşinde olanları selâmet yollarına iletir ve onları izniyle, karanlıklardan aydınlığa çıkarıp kendilerini dosdoğru bir yola iletir.” (Maide 5/16)

Allah rızasını aramayan, bu rızaya kıymet vermeyen, verse de riya ve gösterişle kandıracağını zanneden, şeytanlarla işbirliği içinde zulmederken şefaat ile kurtulacağını sanan, kulları kandırmakla ve onlardan helallik almakla cennetlere mazhar olacağını düşünen gafiller için ebedi ahiret yurdu cehennemden başka bir yer değildir.

Allah’ın sınırlarına karşı gelen, emir ve yasaklarını ciddiye almayan, işine geldiği gibi yorumlayan, muhkem ayetleri saptıran, müteşabih ayetlere yalan ve iftira katan, dine ve peygambere yalan söyleten, namazına riya – imanına münafıklık karıştıran, servetlere güvenen, şeytanlarla birlikte cirit atan, hak yiyen, zulmedenlerin hali az sonra çökecek uçurumun kıyısında oturan adam misalidir ve her an uçuruma düşme tehlikesi vardır. Bu insan emniyette ve huzurda olabilir mi?

Allah’ın rızasına uymayanların mü’minler ile aynı akibeti paylaşması, kanmayanlarla, şeytanlara aldanmayanlarla, üç kuruşa tamah etmeyenlerle, dünya süslerine meyletmeyenlerle, huşu ile Allah’a yönelenlerle, samimi imanla Allah’ın sınırlarına riayete çalışanlarla aynı muamele görmesi mümkün müdür?

“Binasını takva (Allah’a karşı gelmekten sakınmak) ve O’nun rızasını kazanmak temeli üzerine kuran kimse mi daha hayırlıdır, yoksa binasını çökmeye yüz tutmuş bir yarın kenarına kurup, onunla birlikte kendisi de cehennem ateşine yuvarlanan kimse mi? Allah, zalimler topluluğunu doğru yola erdirmez.” (Tevbe 9/109)

“Allah’ın rızasına uyan kimse, Allah’ın gazabına uğrayan ve varacağı yer cehennem olan kimse gibi midir? O, ne kötü varılacak yerdir!” (Al-i İmran 3/162)

Netice olarak Yüce Allah’ın rızası esas alınacak tek niyet ve gaye edilecek tek maksattır. Kul Allah rızası için didinirken kendisi de Allah’ın emir ve yasaklarından, sınırlarından razı olmalı, kolaycılığa, yalana, mazerete, riyaya bulaşmamalı, sabır ve sebatla eceli beklemelidir. Kul, salih amel ve hayırlarda yarışırken öte yandan şer ve şeytanlarla mücadele de etmeli, tevhidi şirke karşı korumaya gayret etmelidir. Kullar razı olsa da kalpleri bilen Allah, fasıkları asla affetmeyecektir.

Kur’an ile öğüt vermek, şükür ve dua ile Yaratan’a yönelmek, ibadet, ahlak ve amellerde, tüm niyetlerde samimi olmak mü’mine düşendir. Kanmamak, aldanmamak, nefsi, ruhu ve bedeni şeytanlara satmamak lazım gelendir. Şefaat sadece Allah’ın razı olduğu kullar içindir. Akibet muttakilerindir.

Muttakiler ise SADECE ALLAH diyebilenler ve sadece ALLAH’tan korkanlardır. Kafirler, münafıklar, müşrikler içinse Allah rızası hayalden de ötedir ve bunların ebedi mekanı cehennem yurdudur.

  • Rabbim bizleri razı olduğu kullarından eylesin.
  • Rabbim bizleri kendisinden razı olan kullarından eylesin.
  • Rabbim bizleri bu rızaya uygun yaşayabilenlerden eylesin. Amin.

kaynak: iman ilmi hali

etiketlerETİKETLER
Üzgünüm, bu içerik için hiç etiket bulunmuyor.

Sıradaki içerik:

Allah rızasına erebilmek