e
sv

George çevresi ve gizli Almanya

‘Gerçekliğe ve Geleneğe Karşı’ kitabının yazarı Halil Turhanlı 'Stefan George I. Dünya Savaşı’ndan önce ileri sürdüğü tezlerle aslında Kutsal İmparatorluğun yeniden inşasını çıkış yolu olarak öneriyordu' diyor.
avatar

Rıfat Şentürk

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

1914’de başlayan ve dört yıl sonra Almanya’nın ağır yenilgisiyle sonuçlanan Birinci Dünya Savaşı Alman toplumunda büyük bir travma yaratmış, kurumlar ve kurallar işlemez hale gelmiş, sistem ve onunla birlikte sosyal ilişkiler çözülmüştü. Savaş sonrası toplumun karmaşası, ekonomik belirsizlik ve güvencesizlik, aşırı istikrarsızlık, gerilimlerin hızlı ve dramatik biçimde artması topluluk ( cemaat ) düşüncesine ilgi uyandırmıştı. Belirli siyasal düşünceler ve kültürel değerler etrafında biraraya gelerek topluluklar oluşturmak yaygın bir ilişki biçimi olmuştu. Savaş sonrası Almanya’nın içine düştüğü koşullar, düşünür Helmut Plessner’in tabiriyle “topluluk ruhu”na ilgi uyandırmış, canlılık kazandırmıştı. Zira yine Plessner’in belirttiği gibi, topluluk fikri “güvensizlik alanlarından kaçış imkânı “ sunuyordu.

Plessner 1924 yılında yayımlanan Grenzen der Gemeinschaft (Cemaatin Sınırları ) başlıklı kitabında topluluk düşüncesini ve ilişkilerini eleştiriyor, bunları tehlikeli buluyordu. Topluluklarda bazen örtülü bazen belirgin otoriteryenlik görüyordu. Topluluk fikri Alman halkının birinci büyük savaş sonrasında yabancılara kapalı topluluklar oluşturma isteğinin ifadesiydi. İçine kapanma ve dışlayıcılık liberal toplumun ilkelerine, özgür ve bağlantısız bireylerin kamusal hayatına kuşku besleyen Alman halkının çoğunluğuna egemen olan duygu ve tavırlardı. ( Plessner’in adı geçen kitabını temel alarak iki savaş arasındaki dönemde Almanya’daki tarihsel ve toplumsal ilişkileri, yenilgiye uğramış bir halkın yaşadığı travmanın sonuçlarını analiz eden hayli ilginç bir çalışma için bkz. H.Lethen, Soğuk Temas, çev. T.Birkan, Metis Yayınları, 2017 )

Tarihçi George Mosse radikal sağ akımların on dokuzuncu yüzyıl sonlarından itibaren cemaat fikrini sahiplendiğini hatırlatır. Bu akımlara göre cemaat ulusal toplumun idealize edilmiş bir modelini oluşturuyordu, bir mikro kozmostu.

Jean-Luc Nancy ise bazı toplulukların mitlerin, mitolojik anlatıların çevresinde toplananlarca oluşturulduğunu, bu toplulukların mitlerle var olduğunu belirtir.(Nancy, Esersiz Ortaklık, çev. D.Çetinkasap, Monokl,2020,özellikle “Kesintiye Uğramış Mit” başlıklı bölüm ). Neden mitlere ihtiyaç duyarlar? Mitler ortak bir geçmiş kurgulayan, bu topluluklara ortak köken duygusu aşılayan, belirli dönemlerde kökene duyulan etnolojik nostaljiyi besleyen anlatılardır. Örgütleyici ve kurucudurlar. Ortaklığı, çoğu kez etnolojik ortaklığı temellendirirler.

Mitler etrafında oluşan topluluklar varlıklarını sürdürebilmek için eski mitleri canlandırmanın yanısıra yeni mitler de üretirler. Jean-Luc Nancy mitler etrafında toplanmanın, topluluk oluşturmanın romantizm çağından modern zamanlara uzandığını; bunun tehlikeli bir eğilim olduğunu vurgular. Tehlikesi köken mitlerinin ölümcül bir dışlama mekanizmasının işleyişine ivme kazandırmasından, bu ölümcül mekanizmayı meşrulaştırmasından dolayıdır.

Nancy modern çağda kurgulanmış geçmişe, mitlere ihtiyaç duyan bir hareket olarak Nazizmi örnek gösterir. Vurgulamak gerekir ki, Nazizmin mitlere topluluk oluşturmak için değil, bütün halkı, Volk’u mitlerin çevresinde toplamak için ihtiyaç duymuş ve mitleri insanlığa karşı işlenen suçları meşrulaştırmada kullanmıştı.

Karizmatik şair ve eğitimci Stefan George’un çevresinde genç entelektüellerin sanatçıların, oluşturduğu seçkinler topluluğu yukarıda sözünü ettiğim iki savaş arası dönemde Almanya’da oluşan çok sayıdaki cemaatlerin kimi ortak özelliklerini taşımakla beraber bazı önemli noktalarda onlardan ayrılıyordu. George Çevresi (George Kreis ) olarak bilinen topluluk politik partilere, parlamenter mücadeleye güven duymuyor ve anti-modernist eğilimlerin ağır bastığı muhafazakâr devrimci denilebilecek bir siyasi hat izliyordu. Kuşkusuz iktidar hegemonya mücadelesi vermiyor, fakat düşüncelerini toplumda etkili kılmaya çalışıyorlardı. Weimar Almanyası’nın bu dar ama etkili muhafazakâr devrimci topluluğu politikayı şiirselleştiriyor ve estetize ediyordu. Esasen bu faşizme ivme kazandıracak tehlikeli bir girişimdi.

Fransız sembolistlerinin etkisinde şiirler yazan Stefan George özellikle birinci büyük savaşı izleyen yıllarda geniş bir okuyucu buldu. Aslında sadece şiirleri değil, politik yazılarıyla da Almanya’nın entelektüel siyasal tarihinde özel bir yer edindi. Yeni bir politik ilahiyat formüle etti.” Gizli Almanya” olarak adlandırdığı yeni bir kutsal devlet tahayyül ediyordu. Bir başka anlatımla, gizli Almanya’yı mistik, teolojik temellere sahip bir geleneğin uzantısı olarak düşünüyordu. Onun “Gizli Almanya”sı bir seçkinler devleti idealiydi. Halkıyla, yöneticileriyle ve elbette lideriyle seçkinlerden oluşan bir halk ve devlet.

İnsanın sanat, edebiyat, şiir ve yanısıra ruh eğitimi yoluyla mükemmelliğe erişebilme potansiyelini vurgulayan Bildung kavramı onsekizinci yüzyıldan itibaren Alman liberal, hümanist düşüncesinde önemli bir yer edinmişti. Özellikle Wilhelm von Humboldt bu kavrama tasarladığı yeni eğitim sistemi ve üniversite düzeniyle ilgili tezlerini açıklamada başvurmuştu. Schiller’in “ Estetik Devlet “ine yakın bir devlet anlayışını savunan Humboldt yüksek derecede kültürlü yurttaşlar yetiştirmek için eğitim sisteminde reform programları hazırlamıştı. Bildung onun siyasi liberalizminin, kültürlü bireylerden oluşan toplum idealinin, daha doğrusu Bildungbürgertum olarak anılan iyi eğitimli burjuva sınıfı oluşturma düşüncesinin ana kavramlarından biriydi. Stefan George da, Gizli Almanya idealini açıklarken Bildung kavramını yeniden ele aldı. Ancak bu kez Bildung olabildiğince ayrımcı, dışlayıcı bir seçkinciliğe temel oluşturuyordu. Seçkinler topluluğuna girişi önlemek için örülmüş bir duvar işlevini görüyordu.

Stefan George yeni bir politik teoloji oluşturmuştu. II. Frederik ( Büyük Frederik ) gibi Kutsal İmparatorluğun tacını giymiş tarihsel figürleri önemsiyor, Almanya’nın içinde bulunduğu siyasal krizden çıkabilmesi ve yükselebilmesi için onların yönetim biçimlerinin güncellenmesi, oluşturdukları geleneğin canlandırılması gerektiğini vurguluyordu. Bu imparatorlar henüz sekülerleşmemiş bir dünyanın tanrılara yakın kutsal figürleriydiler. Sekülerleşmeye direnemeyen modern yöneticiler Almanya’nın çöküşünün, içinde bulunduğu krizin sorumlularıydılar. Onların dirençsizliğinden dolayı devlet kutsallığını yitirmişti. Şimdi kutsalın geri getirilmesi gibi çok önemli bir görev vardı. Bunu yapacak olan ise şairdi. Şair bu görevi üstlenmeliydi. Modern çağa direnmeli ve kutsalı geri getirmeliydi. Daha açık bir ifadeyle, şair yeni bir kutsal devletin, gizli Almanya’nın kurucusu olmalıydı.

George açıkça Platon’un devletin yöneticisi olarak gördüğü ve taçlandırdığı filozof kralın yerine tacı şaire giydiriyordu. Nasıl bir şairdi bu? Ona kutsal tacı taşıma hakkını veren nitelikleri neydi? George’un taça layık gördüğü şair dünyamızı terk etmiş, insanları yalnız bırakmış tanrıların yerini almak üzere yenilerinin gelmekte olduğunu müjdeleyen Hölderlin’di.

George’un anlayışınca şair kendinden geçer ve bu kendinden geçiş anında kutsalın varlığını hisseder. Bir diğer ifadeyle, kendini Tanrı’ya yakın hisseder. Hölderlin’in şiiri kendinden geçişin şiiriydi, halka Tanrı’nın varlığını duyuran şiirdi. Onun şiiri modern dünyanın yıkıcı güçlerine karşı direnme çağrısı yapıyordu. Goethe uzun zaman Alman edebiyatının merkezini tutmuştu; ancak bugün onun iyimserliği ve hümanizmi Almanya’ya içinden bulunduğu krizden çıkış yolunu gösteremezdi. Bu nedenle Hölderlin’in çağrı ve kehanetleri ciddiye alınmalıydı. Görüldüğü üzere, George için Hölderlin bir rol modeli olmaktan çok daha fazlasıydı; çünkü onun politik teolojisinde şair bir tür aracı, bir tür peygamber, Tanrı ile halk arasında aracılık yapan, halkına yön gösteren bir önder rolünü üstleniyordu.

Stefan George Birinci Dünya Savaşı’ndan önce ileri sürdüğü bu tezlerle aslında teolojik ve mistik bir geleneğin uzantısı olan Kutsal İmparatorluğun yeniden inşasını çıkış yolu olarak öneriyordu. Onun Gizli Almanya vizyonu buydu. George Çevresi’nde devlet, imparatorluk egemenlik, otorite politik kavramlar değil, politik teolojinin unsurlarıydılar. George, Carl Schmitt’den önce modern devlet teorisinin belli başlı kavramlarının kökleri, tarihsel gelişmeleri itibariyle esasında teolojiye ait olduklarını ortaya koymuştu. Bir seçkinler devleti tasarlayan George 1933’de öldü. Hitler’in nasıl bir Almanya yarattığını, Alman halkının ne denli bir trajedi ve travma yaşadığını göremedi.

kaynak. karar

etiketlerETİKETLER
Üzgünüm, bu içerik için hiç etiket bulunmuyor.

Sıradaki içerik:

George çevresi ve gizli Almanya

editörün seçtikleri EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ