e
sv

Her Nefis Ölümü Tadacaktır.

Yüce Allah; Her nefsin, tüm yaratılanların öleceğine, kaçınılmaz kıyametin geleceğine, yeniden dirilmenin, hesap ve mizanın (müjde ve cezanın) hak olduğuna, sınavın ve hesabın zerrece haksızlık yapılmadan tamamlanacağına, Allah yolunda öldürülenleri (şehitleri) lütfundan verdiği nimetlerle rızıklandıracağına, hiçbir korku yaşatmayacağına ve üzülmeyeceklerine, İşlenen hayırları karşılıksız bırakmayacağına, hesap sorucu olarak Allah’ın ve nefislerin yeteceğine, günahların büyüklerinden kaçınanların küçük günahlarını örteceğine ahdetmiş, vaad etmiştir.
avatar

Rıfat Şentürk

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

“O gün Cehenneme, “Doldun mu?” deriz. O da, “daha var mı?” der. Cennet, Allah’a karşı gelmekten sakınanlara uzak olmayacak şekilde yaklaştırılacak. (Onlara şöyle denir:) “İşte bu, size (dünyada) vaad edilmekte olan şeydir. O, her tövbe eden, O’nun emrini gözeten için, görmediği hâlde sırf saygıdan dolayı Rahmân’dan korkan ve O’na yönelmiş bir kalp ile gelen kimseler içindir.” (Kaf 50/30-33)

Her can ölecek ama sonsuz bahtiyarlık ancak bu dünyada iman, irfan, ihlas ve kesin inançla ahiret için çalışıp, güzel amel yapanlara nasip olacaktır. Can çekişme anında, teklifin zamanı geçmiş, sorumluluk zamanı başlamış, iman ile kazanılması mümkün hiçbir hayır kalmamıştır. (EHY)

Kalpleri burkan ecel ile birlikte anılan başlıca üç ayet vardır ve üçünün de öznesi nefis, can ve canlı olmak üzere farklıdır. İlk bakışta ecel bu nedenle sadece bedensel ölüm anlaşılır ve fakat burada kast edilen ölüm sadece et ve kemiğin ölümü müdür tartışmalıdır.

“Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak hayır ile de şer ile de deniyoruz. Ancak bize döndürüleceksiniz.” (Enbiya 21/35) “Her can ölümü tadacaktır. Sonra bize döndürüleceksiniz.” (Ankebut 29/57) “Her canlı ölümü tadacaktır. Ancak kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete sokulursa, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir.” (Al-i İmran 3/185)

Canın ve canlıların öleceği muhakkaktır ve baki kalan sadece Allah olacaktır. Ama öte yandan nefsin bedenden önce ölüm derecesinde ıslahı istenendir, bu, kulun kendisini hesaba çekmesi ve nefsin terbiyesi ile ilgilidir ve olması gerekendir. Nefsin ölmesi, yaşlılıkla gelen sıradan bir hal olabilirken daha güzeli elbette rıza ve haya ile kazanılandır, haram açlık ve namahrem şehvet dolu yanlışlara karşı koyandır. Peygamberimizin ifadesiyle, altmış yaşından sonra kimsenin iman etmemek için mazereti kalmayacak ise burada kast edilen de bu olabilir. Yani nefisler bedenlerden önce etkisiz kılınamaz ise imanın kalbe ve dinin hayata yerleşmesi olası değildir.

Bedenin ne zaman öleceğini bilen Allah’tır. Ama nefsi ıslahın zamanı daha ziyade kula bağlıdır ve bedeni öldürmek büyük günah iken, nefsi ölüleştirmek sayısız sevaba mazhardır. Yetmiş yaş civarındakilerin yaşamları ile özellikle gençlerin hayata bakışları bu nedenle farklıdır ve aradaki fark heves duyulan şeyler, fren mekanizmaları ve manasızlıkların anlaşılır olmasında saklıdır. Gençken uğrunda dağlar delinebilecek bazı hal ve hevalar, ileriki yaşlarda boş gelir, gençken çekinilmeyen günahlar ileriki yaşlarda korku duyulan günahlar listesine girer, gençken şehvete, makama, servete dalan bakış ve arayışlar ileriki yaşlarda huzur, sükûnet, barış gibi daha erdemli şeylere kayar. Gençlerin tabiatları itibarıyla daha enerjik, telaşlı, tecrübesiz olması gayet doğaldır ama mesele kalıcı hasar alma noktasından evvel yaşlanabilmektedir ve nefisler rızayla veya yaş ile ıslah edildiğinde geride ciddi bir ziyan olmamalıdır.

Bedeni ıslah çok yakın dahi olabilir ve kolaydır. Nefsin ıslahı ise zaman alır ve her daim ilgiye muhtaçtır. En terbiye edilmiş nefis bile bir anda eski acımasız ve kontrolsüz haline dönebilir. Nefsin ölmesi ile kast edilen elbette şehvet ve heves kapılarının kapatılarak, kilit altına alınması, yaşama arzusunun sıfırlanması değildir. Böyle bir hayat ruhbaniyettir, inzivadır ve bu dinde yasaktır. İfade edilen şey kontrollü ve helal isteklerle yetinmek, hevesleri daha az zararlı ve güzel gayretlere yöneltebilmektir. Yani sabahsız gecelerde, alkol ve mum kokuları arasında sabahlamak yerine, ilim öğrenmekle sabahlamak veya haram servetler biriktirmek yerine, mevcut servetleri helalleştirmeye ve paylaşmaya gayret etmek veya küslük ve kırgınlıkları sürdürmek yerine af ve bağışlamaya zaman ayırmak veyahut makam ve nüfus hırsları yerine tevazu ile yardımlaşmaya çalışmaktır.

Velhasıl, Kur’an ve sünnetin bizlere işaret etiği nokta istek ve arzuların elbet günün birinde hakikate, helale ve ahirete döneceğidir. Bunun kendi rızamızla olması daha güzeldir ve bedenler ölmeden evvel nefisler mutlaka ölmeli ve vicdanlar hesaba çekilmelidir ki ahiret hesabında sorgumuz kolaylaşsın ve mahcubiyetimiz azalsın. Nefislerin terbiyesi kulun gayretidir ve bu Rabbin müsaadesi kadardır. Ancak nefsin temizlenmesi sadece Yüce Allah’ın kudretindedir ve mü’minlerin duası buna dair olmalıdır. Hz. Yusuf (as) bu anlamda tüm kullara örnektir.

Nefislerin temizlenmesinden bahseden Enbiya suresinin ayeti dikkatli okunursa devamında dünya sınavı ve ahiret hesabı vurgulanmaktadır ki nefislerin arındırılması dünyada mümkün olamaz ise bu ahirette gerçekleşecektir. Çünkü cennetlikler dahil tüm cehennemlikler orada ıslah edilecek, nefisler temizlenecek, kinler sökülüp atılacaktır. Ölmeden önce ölmekle kast edilen de tam olarak budur.

“Şüphesiz Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, cennetler içinde ve pınarlar başındadır. Onlara, “Girin oraya esenlikle, güven içinde” denilir. Biz, onların kalplerindeki kini söküp attık. Artık onlar sedirler üzerinde, kardeşler olarak karşılıklı otururlar.” (Hicr 15/45-47) Yani hayat kısa, ecel kati, hesap çetindir. Ahiret, hayatın devamıdır, sonu değil. “Allah, eceli geldiğinde hiçbir kimseyi asla ertelemez. Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır.” (Münafikun 63/11)

Milletlerin de, gezegenlerin de, bilumum kainatın da eceli vardır ve baki olan sadece Allah’tır. Herkes ve her şey öleceğine göre bu kısacık hayatları adam gibi yaşamak gerekir. “Her milletin belli bir eceli vardır. Onların eceli geldi mi, ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler.” (A’raf 7/34) Ecel konusunu Hz. Süleyman ve Azrail hikayesi ile bitirelim. Azrail (as) Hz. Süleyman’ın şehrine gelir ve bir adamı takibe başlar. Adam izlendiğini anlayıp korkar çünkü Azrail ona dikkatle ve şaşkınlıkla bakmaktadır ve Hz. Süleyman’ın huzuruna çıkarak kendisini Azrail’in takip ettiğini ve canını alacağından korktuğu için emrindeki rüzgar ile kendisini çok uzaklara atmasını ister. Hz. Süleyman duruma anlam veremese de isteği yerine getirir ve adamı iki aylık mesafedeki uzak bir yere attırır. Bir zaman sonra Azrail ile karşılaşan Peygamber, yaşanan bu hikayedeki adamın akıbetini sorar. Azrail şöyle der; Cenab-ı Hak o adamın bir gün sonra canını uzak bir yerde almamı buyurmuştu. Ama baktım ki adam burada. İstese de oraya gidemez diye düşünüp hayret etmiştim. Ama bir gün sonra gidip baktım ki adam oradaydı ve canını orada alıverdim.

Kıssa bize şunu anlatır ki ecelden kaçmak mümkün değildir ve Allah aksini dilemedikçe kimse ecelinden kurtulamaz. Er ya da geç yakalanacağımız ecelden kaçmak yerine yapılması gereken o ecel anına kadar salih ve selim işler yapmak, hesabı düşünerek kendimizi hesaba çekmek ve ecele içi rahat olarak teslim olmaktır. Hastalık yapan mikrop değil, hastayı ölümden kurtaran doktor değildir!

kaynak: imanilmihali

etiketlerETİKETLER
Üzgünüm, bu içerik için hiç etiket bulunmuyor.

Sıradaki içerik:

Her Nefis Ölümü Tadacaktır.

editörün seçtikleri EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ