e
sv

İnsan ile makinenin yaklaşan çatışması

Kırklareli Üniversitesi Pazarlama ve Reklamcılık Bölümü Öğretim Görevlisi Kadir Metin Akbaş 'Teknoloji geri dönüşsüz şekilde ilerlemeye devam ederken insanları da dönüştürmeye çalışıyor' diyor.
avatar

Rıfat Şentürk

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

Dünyamız, gerçekten büyük dönüşümlerin yaşanacağı bir değişim çağına giriyor. Öyle ki yaşanacak gelişmeleri hiç öngöremediğimiz gibi, bu gelişmelerin hızı ve büyüklüğü bizi hayrete düşürecek. Üstel (üsler halinde katlanarak) ilerleyen teknoloji, bir yandan muazzam bir potansiyel sunarken, diğer yandan oluşan bu imkânlar çok büyük ve yeni sorumluluklar üstlenmemizi de gerektirecek.” (Leonhard, 2018: 11) Avrupalı fütürist (gelecekçi) Gerd Leonhard’ın “Teknolojiye Karşı İnsanlık” adlı kitabı, işte bu sözlerle açılıyor. Yapay zekâ, nesnelerin interneti, büyük veri, 5G, sanal gerçeklik, robotlar, otonom araçlar, algoritmalar ve diğerleri… Çoktan aşinası olduğumuz ve neredeyse sıradanlaşmaya başlayan bu kavramlar, hepimize bir şeyler anlatmaya çalışıyor aslında. Teknoloji, geri dönüşü olmayacak bir şekilde gelişmeye, ilerlemeye devam ederken, biz insanları da dönüştürmeye ve bambaşka bir hale çevirmeye çalışıyor. Bu devasa değişim, takip etmesi imkânsız bir hızla sürerken, ne olup bittiğini tam anlamıyla bilmeye vaktimiz de, bilincimiz de, niyetimiz de yok gibi davranıyoruz. Neyse ki aramızdan bazıları, kalemi kâğıdı alıp neler olup bittiğinin hesabını tutuyor ve olaylara daha derinlikli bakmamız gerektiğini önerebiliyor. Alt başlığı “insan ile makinenin yaklaşan çatışması” olan kitabı okurken, tevafuk, oğlumu sinema tarihinin kült filmleri ile tanıştırmak için Terminatör serisini seyrediyorduk. Yönetmen koltuğunda James Cameron’un oturduğu, 1984 yapımı bilimkurgu filminde de insan ile makinenin çatışması işleniyordu. Çocukluğumda bölük pörçük seyrettiğim filmde, dünyayı ele geçiren robotların, insanlara karşı acımasız davranışları çerçevesinde, karanlık bir gelecek tasviri çiziliyor ve insanların, bu duruma nasıl tepki vermesi gerektiği işleniyordu. Yazar kitabında, her ne kadar Terminatör serisinde olduğu gibi bir dönemin hiç yaşanmayacağı müjdesini verse de, anlattıkları, o istikamete doğru bir gidişin ipuçlarını taşıyor.


Teknoloji konusunda kritik bir dönüm noktasında olduğumuzun sık sık altını çizen yazara göre “üzerimizde hayal edebileceğimizden daha fazla güç sahibi olabilecek teknolojileri üretiyoruz. Dolayısıyla kararlılığımızdan feragat etmeden daha öngörülü, daha bütüncül bakmalı ve daha güçlü bir sorumluluk duygusuyla hareket etmeliyiz. Şayet kaderimizi şekillendirecek olan gelişmelerin kontrolünü kaybetmek istemiyorsak, bekle ve gör tavrından artık vazgeçmeliyiz. Bunun yerine, insanlığı sonsuza dek değiştirecek, son derece güçlü teknolojileri geliştirmek kadar, insan olmaya ve insan olarak kalabilmenin yollarına, bizi insan olarak tanımlayan temel kavramlara da aynı ölçü de önem vermeliyiz.” (Leonhard, 2018: 26) Teknolojinin gelişimine dair bir zamanlar az da olsa taşıdığımız ön yargılar ve kaygılar, internet ve sosyal medyanın hayatımızın bir parçası (hatta büyük bir parçası) haline gelmesiyle birlikte yerini daha iyimser ve umursamaz bir tavra bırakmış durumda. İnterneti ve özellikle de sosyal medyayı çok seviyoruz. Hatta sevginin ötesinde onlarsız bir dünyayı hayal dahi edemiyoruz. Bunun neticesinde, teknolojinin bizim için planladığı geleceğe dair esaslı bir fikrimiz de yok. Bu konuda interneti parsellemiş olan ve bize de bedava hizmet(!) sunan devasa teknoloji şirketlerinin açtığı yolda emin adımlarla, güle oynaya yürüyoruz. Ancak bu iyi niyet ve konfor taşlarıyla döşenmiş yolun sonu, ne yazık ki ya dipsiz bir uçuruma ya da balçıktan bir bataklığa çıkacak gibi görünüyor. Görünüşe bakılırsa, buradan çıkışın yegâne anahtarı, “bizi insan olarak tanımlayan temel kavramlara” sahip çıkmaktan geçiyor.


Siyah Kitap tarafından yayımlanan eser, insanlık için cesur bir manifesto niteliği taşıyor. Her sayfasında bunu hissediyorsunuz. Teknolojiyi insanla birleştirip ortaya insanüstü yeni bir türün çıkmasını amaçlayan transhümanistlerin düşüncelerine eleştirel bir tarzda yaklaşan yazar; “insan olarak kalmanın yollarını aramalıyız ve bunu da en büyük hazinemiz olarak görüp her ne pahasına olursa olsun korumalıyız” ikazında bulunuyor: Zira gelecekte robotlara/ yapay zekâya karşı en büyük kozumuz ve üstünlüğümüz insanlık olacak: “Sorular sorma, bir şeyin farklı olabileceğini hayal etme, eleştirel olma, olaylara farklı açılardan bakma, satır aralarını okuma ve henüz ortada olmayan şeyleri görme gibi apaçık insana özgü özelliklerle makinelerden ayrılıyoruz.” (Leonhard, 2018: 83) Yapay zekânın her yere hâkim olduğu ve nesnelerin internetinin sonuçlarının sıradanlaştığı zamanlara az bir zaman kaldı. Muhtemelen önümüzdeki on yıllarda bu tarz bir dünyada yaşamaya alışmış olacağız. 5G’nin kullanılmaya başlaması, otonom araçların trafiğe çıkması, robotların hayatın her alanında kullanılıyor olması, artırılmış ve sanal gerçekliğin rutinleşmesi, büyük verinin nasıl kullanılacağının belirlenmesi sonucunda, dijital bir yaşamın nimetlerinden hem faydalanacağız hem bu yaşamın külfetleri ile yüzleşeceğiz. Külfet kısmının bizim için daha fazla ön planda olacağını tahmin etmek hiç de zor değil. Ama bunun bizi nasıl etkileyeceği konusunda kafamız karışık. Tahminlere göre otomasyon, bu işin başlangıcı olacak ve devamı da çığ gibi gelecek: “Otomasyon patlıyor; çünkü apaçık ki insanlar pahalı, yavaş ve genelde yetersizler. Buna kıyasla makineler ucuz, hızlı ve çok etkili; üstelik bu durum üstel bir biçimde artıyor. Bu durumun bizi on yıl sonra nereye götüreceğini hafife alamayız. Üretkenlik patlarken işe insan alımının çarpıcı bir biçimde düşmesi önlenemez. Gelecekte mesleklerimizin olacağı kesin ama bu meslekler muhtemelen geçim sağlamaktan çok uzak alacak.” (Leonhard, 2018: 81) Dijitalleşme ve otomasyonun teknoloji şirketleri için hayati öneme sahip olduğunu biliyoruz. Zira artan verimlilik ve gelir tablosunda her daim yukarı doğru çıkan grafik, şirketler için gerekli. Ancak, bunun insanoğlu için getireceği yük, tahminimizden daha ağır olacak gibi. Yazara göre; önce işlerimizi elimizden alacaklar ardından da insan olarak sahip olduğumuz özellikleri. Bu noktada defter tutma, dosyalama, mali idare, havaalanı güvenliği, ajanda yönetimi ve insan kararı gerektirmeyen diğer rutin görevlerde otomasyona geçilmeli. Ancak, haberler, sosyal medyadaki beğeniler/ onaylar, işe alım ve işten çıkarma, eş seçimi ve ilişki kurma, demokrasi, insan geniyle oynama ve doğum yapma gibi konularda, otomasyona kesinlikle geçilmemesi gerekiyor. Çünkü bu şekilde devam ederse; insanlar olarak her zamankinden daha güçlü olacağız; bunun yanında, o gücü veren araçlara da had safhada bir bağımlılığımız olacak. Hem de öyle bir bağımlılık ki hava ya da su gibi, onlarsız iş göremeyeceğiz. Düşünme veya hayal gücü gibi insana özgü, bizi biricik kılan niteliklerin bizi yavaşlattığını düşünerek, bunları durmadan kısmaya veya tamamen ortadan kaldırmaya çalışacağız. Makineleşmiş dünyaya uyum sağlamak için biz de makineleşme yoluna gideceğiz. Biyoloji teknolojiye boyun eğdiği için biyolojik sistemlerimiz gittikçe daha tercihe bağlı ve değiştirilebilir olacak, hatta en sonunda kadük kalacak. Bence çizgiyi burada çekmeliyiz. Bu teknolojilerin nefes almak kadar hayati önem taşıyacağı zaman, biz de teknolojiye dönüşüyoruz demektir. Bu eşiği aşmamalıyız; en azından istemsiz olarak veya işi şansa bırakarak, geçmemeliyiz. (Leonhard, 2018: 105-106)


Yazarın ısrarla üzerinde durduğu nokta; makinelerin başımızda despotik bir yönetim kurup bizi köleleri gibi çalıştıracakları bir dönem olmayacak ama bizim nihai olarak makineleşeceğimiz ve insani özelliklerimizi kaybedeceğimiz zamanlar yaşanacak. Ünlü iletişim bilimci McLuhan’ın dile getirdiği gibi “önce biz aletleri yaparız, sonra da aletler bizi şekillendiri…” Peki, bu karamsar geleceğe doğru hızla ilerlerken, bizi kendimize getirecek, zararın neresinden dönülürse kârdır diyebileceğimiz bir çözüm önerisi var mı? Kitap için “cesur bir manifesto” örneği derken, kastettiğimiz Gerd Leonhard’ın dikkat çektiği problemlerin yanında, çözüm önerilerini de sunmuş olması. Yazarın “dijital çağ için beş yeni insan hakkı önerisi,” bu konuda iyi bir başlangıç metni olabilir. Bu maddeleri, hafife almadan, yenileri neler olabilir diyerek üzerinde daha derin düşünmeliyiz. Buna şimdi başlamazsak yarın çok geç olabilir.

1- Doğal (biyolojik) kalma hakkı: Teknolojiyi vücudumuzun içine veya dışına dâhil etmeye gerek duymaksızın işe girebilme, kamu hizmetlerinden yararlanabilme, bir şeyler satın alabilme ve toplumun bir parçası olabilme hakkını korumalıyız.

2- Temel insanlık tanımı olarak gerektirdiğinde verimsiz olma hakkı: Teknolojiden daha yavaş olma seçeneğine sahip olmalıyız. Verimliliği insandan daha önemli hale getirmemeliyiz.

3- Bağlantıyı kesme hakkı: Bağlantıyı kapatmayı, ağda “karanlığa geçmeyi” ve iletişimleri, takibi ve izlemeyi durdurma hakkını korumalıyız. Çevrimdışılık yeni lüks olsa da aslında temel hak olarak kalmalı.

4- Anonim olma hakkı: Dijital bir uygulama ya da platform kullanırken veya başkalarına zararı olmayacak, kimsenin hakkını ihlal etmeyecek biçimde yorumlar veya eleştiriler yaparken, kimliğimizin gizli kalması ve izlenmeme seçeneklerine sahip olabilmeliyiz.

5- Makineler yerine insanları işe alma ya da dâhil etme hakkı: Daha pahalı ve daha az verimli olsa da makine yerine insan istihdam etmeyi seçen şirketlerin ve işverenlerin dezavantajlı duruma düşmesine izin vermemeliyiz. Aksine, bunu teşvik etmek için vergi indirimi sağlamalı; makine ve yazılım kullanmak uğruna çalışan insan sayısını önemli ölçüde azaltan şirketlere otomasyon vergileri getirmeyi düşünmeliyiz.

kaynak: karar

etiketlerETİKETLER
Üzgünüm, bu içerik için hiç etiket bulunmuyor.

Sıradaki içerik:

İnsan ile makinenin yaklaşan çatışması

editörün seçtikleri EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ