e
sv

İnsan neden ağlar

Ağlamak insanın kalp taşıdığının, his üretebildiğinin, akıl yoluyla acıyı hissedebildiğinin, özlem duyabilmesinin ve şefkat sahibi olduğunun işaretidir. Sadece insana mahsus olan bu hal ruhumuzla, vicdanla, fıtratımızla ve bedenimizle yakından ilgilidir.
avatar

Rıfat Şentürk

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

Ağlamak insanın kalp taşıdığının, his üretebildiğinin, akıl yoluyla acıyı hissedebildiğinin, özlem duyabilmesinin ve şefkat sahibi olduğunun işaretidir. Sadece insana mahsus olan bu hal ruhumuzla, vicdanla, fıtratımızla ve bedenimizle yakından ilgilidir.

İnsan, kalp acısından, bedeni ağrı ve sızıdan, sevinçten, özlemden, huşudan ağlar ve tüm bunları ana olarak bedeni ve vicdani olarak ikiye ayırmak mümkündür. Tahmin edildiği gibi burada muradımız bedeni acılar değildir. Kalbi ağlamaları ise acıdan ve sevinçten olmak üzere yine ikiye ayırmak doğru olacaktır.

Kalbi ağlamalar bu nedenle;

  1. Acıdan kaynaklananlar

a. Kayıp, yitik ve özlemlerden

b. Umutsuzluk, karamsarlık (yeis) ve çaresizlikten

c. Ayet ve manaları bulamamak ve boşluğa düşmekten

d. Haksızlık ve adaletsizlikten, zulüm ve eziyetten

e. Şahit olunan imansızlıklardan

f. Pişmanlıklardan, yanlış yapmaktan

g. Acizlikten, hicret ve cihat edememekten

h. Zulme güç yetirememekten

ı. Dostların acılarını paylaşmaktan

  1. Sevinçten kaynaklananlar

a. Derin mutluluk ve sevinçlerden

b. Minnet ve şükürden

c. Dostların sevinçlerine ortak olmaktan

d. Huşudan, acizliği idrakten

e. Allah’ın ayetlerini görebilmekten şeklinde tasnif edilebilir.

Kalbi ağlayışların tamamı daha iyiye duyulan özlem yollarına engel olunduğunda veya bu özlemler hayata geçtiğinde gerçekleşir ve tamamında kalpten bir nida fışkırır ki beyin devreye girerek gözlere talimat verir ve yaşlar yanaklara süzülüverir. Bu his ve sonuç sadece insana hastır ve olağanüstü bir mucizedir.

Kalp, daima gerçek aşkı olan Allah’a yönelir, sevgi ve umut besler, her ayette O’nu arar, gözler, kulaklar sadece O’nu duymak, görmek ister, çiçeklerde, ışıkta, seslerde bu aşkı canlı tutar ve asla ulaşamayacağı gerçek aşka duyduğu ilgi ve sevgiye ulaşamamaktan dolayı derin acılara sevk olunur.

Fıtratta kalbine konan hak ve adalete uygun muamele görmemek de kalbi acıtır, hayata damga vuran zulümlere şahit olmak da. Sünnetullah’a aykırı her söz ve davranış kalbe ağır gelir ve hakkaniyete indirilen bu darbeler, Allah dostlarının yüreklerini burkar.

Sevinçlerde ise durum tam tersidir ve sevgiyle umut gerçek aşka ulaşılamasa da, mücadeleyi ve yol katetmeyi teselli mertebesine yükseltir. O’nun izinde ve yolunda olmak dahi mutlu eder ve minnet hissi uyandırır. Yağan yağmur, esen rüzgar hep bir tecellidir ve bunlara şahit olan kul yeryüzüne ve ahirete varis olmakla ne büyük bir nimete sahip kılındığının idrakiyle sevnçlere boğulur.

Huşu ve samimiyet dolu Allah’a yönelişlerin tamamı bu çerçevededir ve secdeler bu gözyaşlarıyla kutsanır, rahmet duaları daha yükseklere tırmanır.

Kalp, sevnç ve umutla değil aslen acı ve hüsranla terbiye olur. Çünkü acizliğin idrakindeki bedenler ne yaparsa yapsın Allah’ı layıkıyla tanıyamadığının ve günah işlemekten geri kalamadığının farkındadır. Bu acı ve endişe ise kalıcı bir ıslaha yol açar ve kalpte muhafaza edildiği sürece de daha büyük günahlara mani olur.

Sevinçler ise geçicidir, öğretmez ve terbiye etmez. Aksine gereksiz bir güven hissi vererek hedefleri saptırır ve mücadele azmini zayıflatır. Bu nedenle büyük şahsiyetler daima acı ve sabır imtihanlarıyla denenmiş ve o karanlık acılardan semalara yükselmiştir.

Bolluk ve refah içinde olanların büyük işler yapması bu nedenle imkansızdır çünkü terbiye ve tevazudan uzaktırlar. Nefislerini körletemeyen, terbiye edemeyen bu sevinçli kullar hüznü, kaybı ve acıyı yeterince tatmadıklarından acının terbiye ediciliğinden de yoksundurlar.

İmtihan; iman, çile ve sabır imtihanıdır.

Şükür ve minnet, umut ve özlem daima vardır ama imtihan için asıl lazım olan acizliği bilerek, düzelmeyi ve affedilmeyi umut ederek, dua ve tevbe ile yaşamaktır. Acı ile pişen ruhların aksine sevinç ve huzurla nefes alan kalpler tevbeden uzaklaşmakla kalmaz, bir zaman sonra şükrü de terk ederek manasız bir güvene sahip olur.

Çünkü sevinç ve huzurlarına esas teşkil eden varlık ve imkanlar çoğu zaman acı ve çile sahipleriyle paylaşılmaz ve hatta o acı dolu hallerin sokağından dahi geçilmez ki bu da acının müşkülatını anlamaya engeldir.

Hak ve adalet kalbin en derin acı ve sevinçleridir ki varlığında huzur, yokluğunda zulüm vardır.

Fıtrati ruhlar, Kur’an mü’minleri ile aynı şekilde derin acıları, sınırsız sevinçlere tercih eden kullardır. Onlar zalim, cahil ve nankör insanların tüm icraatlarından hicap duyan, dine vurulan darbelerden en çok rahatsızlık hisseden, imansızlıkla fethedilen kalelerin burçlarına bakıp gizli göz yaşı dökenlerdir.

Vicdanlı kalpler ezilenlerle bir olan, ezilenleri elinden tutup kaldırmaya çalışan, ezilenlerin dertlerine ortak olmaya çalışanlardır.

Kalpler, imanlı kullara dost, imansızlara düşmandır.

Kalpler, Allah’tan başkası için attığında mutsuz, Allah için çırptığında mutludur.

Umut, Allah aşkı varsa vardır.

Rahmetin binlercesinin gölgesinde serinleyen insan, kendisi de merhamet ettikçe, bağışladıkça huzur bulandır.

Gözler, kalbin küfür ve şirkle kanayan pınarlarıdır. Gözler, iman dolu akşamların, rahmet dolu sabahların esen rüzgarlarında Allah’ı bulabilen ve acizlik ve şükür ile Yaratan’ına aşık olanlardır.

Gözler kimi zaman kanlı yaş savuran yanardağlara, kimi zaman minnet fışkıran saadet pınarlarına dönendir.

Gözler kalbin aynasıdır ve gözyaşları masumiyettir. Masumiyet ise hak ve adil olmanın, kul bilinci taşımanın, ilahi nizamı idrak edebilmenin adıdır.

Kalp, insansızlıklardan, kötülüklerden, haramlardan kararan, helallerden, salih amel ve ibadetlerden, ahlaklardan, imandan mutlu olan ve karalıklardan kurtulandır.

İnsan, kalbiyle, ruhu ve vicdanı ile vardır ve etten, kemikten ibaret diğer canlılardan farklıdır.

Güdüleri ile değil, cüzi iradesi ile yaşayan insan, doğru tercih ve halleriyle sevinen, yanlış yapınca üzülendir. Tüm bu hissiyat ise derin ise göz yaşı olarak kendisini belli edendir.

En büyük acı ve sızı kaynağı ise elbette kirlenen ruhlardır ve menfaat, dünyalık için kararan kalpler ruhu boğar, öldürür. Nefis, durmaksızın açtır ve hırsları, yasak şehvetleri körükler. Vicdanın ev sahibi kalp ise aksini savunur ve tevazuyu, hakkaniyet ve iyiliği emreder. Kalp, nefse sözünü dinletemezse mahzundur, yoksundur, umutsuzdur.

Aşkın, umudun, affedilmenin adı sadece Allah’tır. O, tek vekil ve tek dosttur, güvenilmeye tek layık olandır. Kalp bu idrakle atar, vicdan ve ruh aynı sese kulak verir.

Beyin ve beden ise farklıdır, gördüğüne, işine gelene inanmayı ve teslim olmayı seçer. Kalbi bastıran, taşlaşan, karanlık güçlerle oturup kalkan bedenler acıyı da sevinci de derin hissedemezler. Bu yüzden de çoğu zaman ağlayamazlar.

Ağlamak bu nedenle insanlık göstergesi olduğu kadar merhamet ve vicdan sesidir.

Ağlamayan, aksine ağlatanlar ise merhametsiz ve kalpsizlerdir.

Allah, kendisine sevgi ve itikad ister ki kalpsizlerin sevgi beslemesi de söz konusu değildir.

Oysa merhamet edilmeyene edilmez, sevmeyen sevilmez ve herkesin Allah’tan göreceği karşılık, bu hayatta Yüce Allah’a verdiği değer ve kıymet kadardır.

İman, kalpleri yumuşatan, ruhu eğiten, huzuru getiren, yanlışı engelleyen, umudu canlı tutandır.

İmansızlar ağlamayı dahi bilmeyenler, acizlik ve küçüklük olarak gören kibir tutkunlarıdır. Oysa ağlamak zayıflık değil yüceliktir.

Neden ağlandığı ise göz yaşlarının kıymetini belirleyen olarak mühimdir ve gereksiz açlıklar, boş hevesler ve dünyalıklar için dökülen gözyaşları, merhumların ardından dökülen abartılı gözyaşları ve feryatlar imandan değil, imansızlıktandır.

Ağlanacak tek acı ahirette hesap verememek acısıdır ki bu dünya hayatında gerektiği şekilde kul olamamaktan kaynaklanır.

Ağlanacak tek sevinç ahiret hesabını sorunsuz verebilmektir ki bu dünyada imanla, Allah korkusu ve sevgisiyle yaşamaktan, Allah’tan başka veli tanımamaktan kaynaklanır.

İnsanı bu dünyada en çok ağlatan şey, bedeni işkenceler değil, kullardan haksızlık ve adaletsizlik gördüğü anlardır.

Ahirette ise en çok ağlatacak olan; beyhude yaşamlara feda edilen imanların, ahiret esenliklerine vesile olduğu görüldüğünde duyulacak ve Allah’ın şefaatinden mahrum kalındığı anda hissedilecek pişmanlıklardır.

Allah’ın şefaatinden ve rızasından mahrum kaldığı anlarıdır.

Gerisi boştur, fanidir, beşeridir, sanaldır.

Ahirette hesap veremedikten sonra bu dünyada mutlu olmak neye yarar?

Ahirette mutlu ve esen olacaksak bu dünyanın tüm acıları üstüste gelse ne çıkar? Ağlamaktan korkmayın ama göz yaşlarınız sadece Allah için aksın. Selam ve dua ile kalın.

kaynak: imanilmihali

etiketlerETİKETLER
Üzgünüm, bu içerik için hiç etiket bulunmuyor.

Sıradaki içerik:

İnsan neden ağlar

editörün seçtikleri EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ