e
sv

Karadeniz’deki doğalgaz keşfi

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı eski Müşaviri Yusuf Yazar, “Rezerv keşfi enerji arz güvenliği açısından Türkiye’nin elini bir parça daha rahatlatacak ama Türkiye’nin dışarıya bağımlılığında çok rahatlatıcı, köklü bir değişiklik yapmayacaktır” diyor.
avatar

Rıfat Şentürk

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

Son yirmi yılın ortalama bir değeri olarak, genel enerji tüketimi itibariyle yüzde-yetmişler düzeyinde ithal kaynaklara –dışarıya- bağımlı olan Türkiye, bugüne kadar bilinen hidrokarbon kaynakları itibariyle zengin bir ülke değildir, hatta oldukça yoksul bir ülkedir, bunu şimdiye kadar hep böyle telaffuz ettik. Yalnızca kömürde belli bir potansiyelimiz var, onda da linyit rezervlerimizin çoğu çok düşük kalitede. Petrolde belli bölgelerde küçük küçük rezervlerimiz bulunuyor, var olanların bir kısmı işletmeciliği zor olan katı petrol türünde; dahası, bulunmuş olan rezervlerimizin bir bölümü yeterince sağılmış durumda. Ama bu küçük ve zor rezervler devlet kurumu olan TPAO’ya konusunda büyük bir birikim sağlamış durumda. Bugünkü haliyle yerli petrol üretimimiz ihtiyacımızın yaklaşık %8 kadarını karşılayabiliyor. İspatlanmış doğal gaz rezervlerimizse çok daha az ve bugün itibariyle yıllık yerli üretim yıllık tüketimimizin yüzde-birinden daha az bir kısmını ancak karşılayabiliyor. Bu arada hem petrol ve doğalgaz kaynaklarının, hem de kömür kaynaklarının aranması açısından TPAO ve MTA’nın yıllardır kayda değer miktar ve kalitede çalışmalar yürütmüş olduğunu da not etmek gerekir. Örneğin TPAO yaklaşık 15 yıldır her yıl yüzlerce kilometrelik hat üzerinde sismik araştırma ve yine her yıl 100 bin metre dolayında sondaj faaliyeti yürütmüştür. Bunları, sahip olduğumuz özellikli insan kaynağının önemini vurgulamak için not ediyorum.

Diğer taraftan ülkemiz yenilenebilir enerji kaynakları açısından kayda değer bir zenginliğe ve çeşitliliğe sahip. Türkiye, yenilenebilir enerji kaynaklarının hemen her türünde önemli potansiyele sahip olan nadir ülkelerden birisidir: Yalnızca rüzgâr ve güneş enerjisi kaynaklarında değil, biyokütle, jeotermal ve dalga enerjisinde de önemli potansiyeli var. Ve 2007 yılından itibaren Türkiye bu yenilenebilir enerji kaynaklarından yararlanmak ve bu kaynaklardan elektrik üretimi için büyük atılımlar yaptı ve bu yönde kayda değer bir yol kat etti. Bugün artık Türkiye elektrik ihtiyacının önemli bir kısmını rüzgâr, güneş, jeotermal ve biyokütle kaynaklı olarak karşılıyor. Örneğin 2019 yılında, uzun yıllardır yararlandığı su kaynaklarından yararlanarak ürettiği elektrikle birlikte toplam yenilenebilir kaynaklı elektrik üretimi toplam elektrik tüketiminin yüzde kırkbeş kadarını karşılamış durumda. Özetle, Türkiye yenilenebilir enerjinin her türünde kaynak zengini olduğu kadar bu kaynakların elektrik üretiminde kullanılması konusunda ve hatta bu üretimlerde kullanılacak yenilenebilir enerji teknolojileri alanında da belli bir teknik birikime sahip.

Şimdi, elimizde Türkiye’ye ilişkin böyle bir fotoğraf varken TPAO’nun Karadeniz Ereğlisi açıklarında (kıyıdan 150 km kuzeyde) ciddî bir doğalgaz rezerv keşfi yaptığı haberi tabii ki insanımızı sevindirmiştir. Bu, 1946 yılında yapılmış Raman (Batman) petrol keşfinden sonraki ilk büyük ve önemli keşiftir. İspatlanmış rezervin ne kadar olduğunun, daha da önemlisi üretilebilecek doğalgaz miktarının ne kadar olabileceğinin nispeten gerçeğe yakın bir şekilde tespiti belli bir zaman alacak olsa da, miktarın Türkiye’de şimdiye kadar yapılmış olan keşiflere kıyasla ‘ çok büyük’ olacağına kuşku duyulmuyor.

Batı Karadeniz’de keşfedilmiş olan doğalgaz rezerviyle Türkiye’nin uzunca bir süre yıllık bir üretim gerçekleştirmesi ve bu üretimle yıllık 50 milyar metreküpler düzeyinde olan tüketiminin bir kısmını karşılaması mümkün görünüyor. Bu rezerve dayalı yıllık üretim, eğer keşif bu duyurulmuş olanla sınırlı kalırsa muhtemelen Türkiye yıllık tüketiminin yüzde-15 (belki biraz daha fazla ya da az) gibi bir kısmını karşılayacak şekilde planlanacaktır. Dolayısıyla Türkiye’nin doğal gaz ihracatı ve doğalgazda dışarıya bağımlılığı da bu oranda azalmış olacaktır. Benzer bir azalma doğal olarak cari açık için de söz konusu olacaktır. Muhtemelen 4 yıl gibi bir süre içerisinde başlaması ve yıllara sâri olarak yavaş yavaş artması söz konusu olacak olan üretim hem sektöre ve hem de üretim tesislerinin yer alacağı bölgeye kuşkusuz belli bir canlılık kazandıracaktır. Ama bu sözünü ettiğimiz rezerv Türkiye’nin ‘doğalgaz ithalatçısı’ statüsünü genel olarak değiştirebilecek büyüklükte değildir. Bu statü ancak benzer büyüklükte en az bir rezerv daha keşfedilip üretilebilir hale getirildiğinde belli ölçüde söz konusu edilebilecektir.

Bir diğer önemli husus, bu rezerv keşfinin Türkiye enerji arz güvenliği açısından Türkiye’nin elini bir parça daha rahatlatacak olduğu, ama Türkiye’nin dışarıya bağımlılığında çok rahatlatıcı, köklü bir değişiklik yapmayacak olduğudur.

TPAO’nun Karadeniz’deki arama faaliyetleri hep daha reel ve teknik bir düzlemde olmuştur. Karadeniz faaliyetleriyle karşılaştırıldığında Akdeniz’deki faaliyetleriyse biraz da ‘bayrak dalgalandırma’ misyonu içeriyor görüntüsü vermektedir.

Bilindiği gibi Türkiye’nin doğalgaz hikâyesi 1986’da Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’yle yaptığı 25 yıl süreli bir doğalgaz alım anlaşması ile başlar, kontrat kontratı izler. Yüksek büyümesi ve nüfus artışı dolayısıyla yıllık elektrik tüketim artışı yüksek seyreden Türkiye’nin o günkü karar vericileri –ANAP iktidarı dönemi- kolay bir çözüme yönelmiş ve ithal edilen doğalgazla elektrik üretilmesini bir tercih olarak ortaya koymuşlardır. 1997 yılında Karadeniz zemininden gelen Mavi Akım projesiyle alınacak gaz anlaşması ise bir başarı öyküsü gibi takdim edilir. Projenin tamamlanıp devreye alınması Adalet ve Kalkınma Partisi yönetimlerine kalacaktır (2003); tabii, alınan bunca gazın nerede kullanılacak olduğu sorununa çözüm bulmak da. İthal kaynak olarak doğalgazın kullanılmasında en çok tereddüt edilecek alan elektrik üretimidir; çünkü pahalı bir kaynaktır ve ithal edildiği için elektrik gibi kritik bir ürünün üretimi açısından güvenirliği de düşüktür. Üstelik, uzun dönemli (genellikle 15-20 yıllık) kontratlarla ve ‘al ya da öde’ koşuluyla alım sözleşmesi yaptığınız doğalgaz alımını istediğiniz anda sonlandıramazsınız da. Dahası, doğalgaz kullanımı için taşıma ve dağıtım hatları da inşa edip yüksek yatırım bedelleri ödemiş olduğunuzdan bu yatırımları atıl bırakacak bir vazgeçme kararı hiçbir zaman kolay bir karar olmayacaktır. Çözüm olarak bir taraftan hidroelektrik ve termik santral projeleri hızlandırılmış (2007 yılından itibaren su dışındaki yenilenebilir kaynaklı elektrik üretim tesisleri de buna ilave olmaya başlayacaktır), bir taraftan da evlerde ve sanayide kullanımı mümkün kılmak için belli bir tüketim potansiyeline sahip her yere doğalgaz götürecek dağıtım hatları plânlanmış ve inşası ve işletilmesi için yasal mevzuatları geliştirilmiştir.

Yıllar içerisinde elektrik üretimindeki kaynak paylarına bakıldığında doğalgazın payının bazı yıllarda yüzde-ellilere kadar yükselmiş olduğu görülür. Bu, enerji arz güvenliği açısından olduğu kadar Türk sanayisinin yabancılarla rekabeti açısından da çok olumsuz bir tablo oluşturuyordu. Neyse ki, Ak Parti iktidarıyla birlikte doğalgazın evsel ve sanayi kullanımını artıracak bir yaklaşım benimsendi ve uzun bir dönemde doğalgazın elektrik kullanımındaki payı belli ölçüde düşürülebildi1; elektrik üretiminde kömürün ve yenilenebilir kaynakların payı ise artmıştır. Doğalgazın elektrik üretimindeki payının düşürülmesi bir hedef olarak strateji belgelerinde ve kalkınma planlarında da yer almıştır. Aslında, hayatın hemen her alanında kullanımı sürekli ve gerekli hale gelmiş olan elektriğin üretiminde ithal kaynak payını minimumda tutmak enerji arz güvenliği açısından önemlidir. Buna rağmen, elektrik üretiminde doğalgazın payı azalırken aynı dönemde bu kez ithal kömürün payı yükselir olmuştur. (2019’da kömürün payı %37 olarak gerçekleşmiştir; bunun %20.8’lik kısmını ithal kömür oluşturmaktadır). Netice olarak, Türkiye ithal bir kaynak olduğu için doğalgazın elektrik üretiminde kullanılmasını azaltmayı belli ölçüde başarmış görünmektedir. Kullandığımız doğal gaz yapılacak keşiflerle yerli kaynağa dönüşse de bir fosil yakıt olarak doğalgazın elektrik üretiminde kullanımı çevre ve iklim değişikliği dikkati nedeniyle de yenilenebilir kaynaklardan elektrik üretimi karşısında tercih edilir görülmeyecektir. Ama bu, bir başka yazıda detaylandırılacak bir konu olmalıdır.

kaynak karar

etiketlerETİKETLER
Üzgünüm, bu içerik için hiç etiket bulunmuyor.

Sıradaki içerik:

Karadeniz’deki doğalgaz keşfi

editörün seçtikleri EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ