e
sv

Kuran insandan önce yaratılmıştır

Yüce Allah’ın ilim ve kudreti akıllarımıza sığmayacak kadar büyük ve kapsamlıdır. Bizlerin hayat olarak tanımladığı bu küçük alem ile kainatta tüm olan bitenlere cevaplar aramamız ve bulduğumuz sözde cevaplarla büyüklenmemiz ise içler acısı halimizin resmi ve kibrimizden kaynaklanan hadsizliğimizin ispatıdır.
avatar

Rıfat Şentürk

  • e 1

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

Yüce Allah’ın ilim ve kudreti akıllarımıza sığmayacak kadar büyük ve kapsamlıdır. Bizlerin hayat olarak tanımladığı bu küçük alem ile kainatta tüm olan bitenlere cevaplar aramamız ve bulduğumuz sözde cevaplarla büyüklenmemiz ise içler acısı halimizin resmi ve kibrimizden kaynaklanan hadsizliğimizin ispatıdır.

Ruhun, gaybın, kaderin, ahiretin velhasıl dinin ve yaratılışın tek sahibi Yüce Allah, hayatı, insanoğlunu var edişinden çok önce yaratmış, insanın yaratılışına kadar sayısız devran gelip geçmiştir. Bunlar hakkındaki bilgilerimiz ancak Kur’an ile anlatılan kadardır. Lakin bu bilgiler de çok ve detaylı değildir.

İnsanın yaratılışı ise meleklerin ve cinlerin var edilişinden farklı bir mahiyette geliştiği için ve bizler birer insan olduğumuz için ayetlerde sıkça anılmış ve hatta ayetlerde bedenlerin yaratılmasıyla birlikte ruhların yaratılıp sınava tabi oluşları da izah edilmiştir. Ve bizim anladığımız kadarıyla sahip olduğumuz ruhlar bedenlerimizden çok önce yaratılmıştır.

Kainatın ilmi ve azameti bu haldeyken, yine sonsuz ilim ve kudret sahibi Yüce Allah’ın mülküne şahit olmak zorundayız ve anlarız ki kainattaki kusursuz denge, mükemmel ahenk bizlere tek bir ilahın varlığını ve bu ilahın her şeyi zerrece hata ve noksan olmadan, adalette milim şaşmadan var edip yönettiğini anlatır.

Levh-i Mahfuz olarak andığımız Ana Kitap’ın mahiyetini tam bilmemiz mümkün değilse de bu ayetlerde sıkça anılan ve her şeyin yazılı olduğu, geçmiş ve geleceği, ruh ve bedenleri, güzel ve çirkinleri kapsayan hem bir kayıt defteri, hem bir gayb kaydı, hem yönetim vesikası, hem de bir delil ve alamettir. Özetle Levh-i Mahfuz, anladığımız kadarıyla, tüm kutsal kitapları içeren, tüm olan ve olacakları kapsayan, ezel ve ebediyet arasında ki her şeyi irili ufaklı da olsa kapsayan, yazmış, yazmakta olan ve yazacak bir ilahi nizamın adıdır.

“Bilmez misin ki, kuşkusuz Allah gökte ve yerde ne varsa hepsini bilir. Kuşkusuz bunların hepsi bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da)dır. Şüphesiz bu, Allah’a göre çok kolaydır.” (Hac 22/70)

“Gökte ve yerde gâib (gizli) hiçbir şey yoktur ki apaçık bir Kitap’ta (Levh-i Mahfuz’da) olmasın.” (Neml 27/75)

“Allah, sizi önce topraktan, sonra da az bir sudan (meniden) yarattı. Sonra sizi (erkekli dişili) eşler yaptı. Allah’ın ilmine dayanmadan hiçbir dişi ne hamile kalır, ne de doğurur. Herhangi bir kimseye uzun ömür verilmez, yahut ömrü kısaltılmaz ki bu bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da yazılı) olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a kolaydır.” (Fatır 35/11)

“Şüphesiz biz, ölüleri mutlaka diriltiriz. Onların yaptıklarını ve bıraktıkları eserlerini yazarız. Biz, her şeyi apaçık bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da) bir bir kaydetmişizdir.” (Yasin 36/12)

“Gaybın anahtarları yalnızca O’nun katındadır. Onları ancak O bilir. Karada ve denizde olanı da bilir. Hiçbir yaprak düşmez ki onu bilmesin. Yerin karanlıklarında da hiçbir tane, hiçbir yaş, hiçbir kuru şey yoktur ki apaçık bir kitapta (Allah’ın bilgisi dâhilinde, Levh-i Mahfuz’da) olmasın.” (En’am 6/59)

“Yeryüzünde ve kendi nefislerinizde uğradığınız hiçbir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da) yazılmış olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a göre kolaydır.” (Hadid 57/22). Görüldüğü üzere eceller, gayb, gökte ve yerde olanlar, doğumlar, yapılanlar, geriye bırakılanlar, açılan ve kapatılan çığırlar, karada ve denizde olanlar, nefislerde cereyan edenler, yaş ve kurular, sağ ve sollar, alt ve üstler hep Levh-i Mahfuz’da yazılıdır.

Haddimiz olmayarak bunu bir bilgisayar hard diski diye düşünmek dahi kifayetsizdir çünkü bu sadece geçmişi kaydeden ve geleceği cansız olarak planlayan bir sistemden ibarettir. Oysa Ana Kitap’ın canlı bir organizma gibi saniyelik güncellenmesi bizlere ilahi kudretin kudretini de gösterir. Milyonlarca tür, milyarlarca varlık, canlı cansız her şeyin ilmini, varlık ve ecelini bilen ve yöneten bu ilahi sistem, akıllarımıza sığamayacak ve küçüklüğümüzü anlatacak kadar mühim, idrak ötesi ve güzeldir.

Aklın ve bilimin sınırları henüz bunu anlamakta kifayetsizdir.

Yine ayetlerin gösterdiği kadarıyla Levh-i Mahfuz’da; geçmiş nesillerin hali de, gelecekteki helak ve kurtuluşlar da, ahirette amel defterlerinin tartılması ve mizan da yazılıdır.

“Firavun, “Ya geçmiş nesillerin hâli ne olacak?” dedi. Mûsâ, şöyle dedi: “Onlar hakkındaki bilgi Rabbimin katında bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da yazılı)dır. Rabbim, yanılmaz ve unutmaz.” (Ta’ha 20/51,52)

“Ne kadar memleket varsa hepsini kıyamet gününden önce ya helâk edeceğiz, ya da şiddetli bir azapla cezalandıracağız. İşte bu, Kitap’ta (Levh-i Mahfuz’da) yazılmış bulunuyor.” (İsra 17/58)

“Çünkü onlar hesaba çekilmeyi ummuyorlardı. Âyetlerimizi de alabildiğine yalanlamışlardı. Biz ise, her şeyi bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da) tamamiyle sayıp tespit ettik. Kâfirlere şöyle denilir: “Şimdi tadın. Artık bundan sonra yalnızca azabınızı artıracağız.” (Nebe 78/27-30)

Kur’an işte bu Ana Kitap’ın içerisinde var olan hakikatin modern ve nihai, özet tecellisidir. Kur’an’ın Ana Kitap’ı açıklayıcı olarak indirilmesi ise bizlere diğer kutsal kitapların da Ana Kitabın birer parçası olduklarını ve Kur’an’ın en son ve toparlayıcı olarak tanzim edildiğini anlatır.

“Bu Kur’an, Allah’tan (indirilmiş olup) başkası tarafından uydurulmamıştır. Fakat o, kendinden öncekileri doğrulayıcı ve Kitab’ı (Allah’ın Levh-i Mahfuz’daki yazısını) açıklayıcı olarak, indirilmiştir. Bunda hiçbir şüphe yoktur. (O) âlemlerin Rabbi tarafındandır.” (Yunus 10/37)

“Hâ Mîm. Apaçık Kitab’a andolsun ki, iyice anlayasınız diye biz, onu Arapça bir Kur’an yaptık. Şüphesiz o, katımızdaki ana kitapta (Levh-i Mahfuz’da) mevcuttur, çok yücedir, hikmetlerle doludur.” (Zuhruf 43/1-4)

“Hayır, o (yalanlamakta oldukları kitap) şanı yüce bir Kur’an’dır. O, korunmuş bir levhada (Levh-i Mahfuz’da)dır. (Buruc 85/21,22). Yüce Allah’a her şey açık ve görünür haldedir, bu O’na çok kolaydır ve tamamı apaçık Ana Kitap’ta yazılıdır. Yaşanılacak yerler de, kabirler de akibetler de O’ndadır.

“(Ey Muhammed!) Sen hangi işte bulunursan bulun, ona dair Kur’an’dan ne okursan oku ve (ey insanlar, sizler de) hangi şeyi yaparsanız yapın, siz ona daldığınızda biz sizi mutlaka görürüz. Ne yerde, ne de gökte, zerre ağırlığınca, (hatta) bu zerreden daha küçük veya daha büyük olsun, hiçbir şey Rabbinden uzak (ve gizli) olmaz; hepsi muhakkak apaçık bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da yazılı)dır.” (Yunus 10/61)

“Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah’a ait olmasın. Her birinin (dünyada) duracakları yeri de, (öldükten sonra) emaneten konulacakları yeri de O bilir. Bunların hepsi açık bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da yazılı)dır. O, hanginizin amelinin daha güzel olacağı konusunda sizi imtihan için, henüz Arş’ı su üstünde iken gökleri ve yeri altı gün içinde (altı evrede) yaratandır. Böyle iken “Ölümden sonra şüphesiz diriltileceksiniz” desen, inkârcılar “Mutlaka bu, apaçık bir büyüdür” derler.” (Hud 11/6,7)

Ruhun bilgisi de ecel de Ana Kitap’tadır lakin bu bilgi bizlere verilmemiştir.

“Andolsun, senden önce de peygamberler gönderdik. Onlara da eşler ve çocuklar verdik. Allah’ın izni olmadan hiçbir peygamber bir mucize getiremez. Her ecelin (vadenin) bir yazısı vardır. Allah, dilediğini siler, dilediğini de sabit kılıp bırakır. Ana kitap (Levh-i Mahfuz) O’nun yanındadır. Onlara va’dettiğimiz azabın bir kısmını sana göstersek de, (göstermeden) senin ruhunu alsak da senin görevin sadece tebliğ etmektir. Hesap görmek ise bize aittir.” (Rad 13/38-40)

Yaratılışın insandan çok önce başladığı kaçınılmaz bir gerçektir ve mucizeler insanın yaratılışından çok önce başlamıştır. Bu mucize sadece Adem (as)’ın topraktan yaratılması ve daha sonra Allah’ın ruhundan üflenmesiyle sınırlı da değildir. Keza iblisin isyanı da çok sonraki olaydır. Burada bir konu vardır ki iman sahiplerinin dikkatini çekmelidir.

Şudur;

“Rahmân, Kur’an’ı öğretti. İnsanı yarattı. Ona beyanı (düşünüp ifade etmeyi) öğretti. (Rahman 55/1-4). Rahman suresinin bu ilk ayetleri akıllarda çokça yer etmeyen bir hakikati haykırmaktadır ve buna göre insan daha yaratılmadan Kur’an’ı bilir, anlamış ve öğrenmiş haldedir. Bunu sadece Adem (as) ile sınırlı saymak ise derinliği anlayamamak ve Allah’ın ilim ve kudretine saygı duymamaktır. O esnada et ve kemik olarak olmasa da ruh olarak insanlar vardır lakin dünya sınavına henüz başlamamıştır ve ruhların tamamına eşyanın isimleri olarak kast edilen tarzda Kur’an yani Ana Kitap’ın tamamı veya özeti ezberletilmiş haldedir.

Nitekim bundan sonradır ki Yüce Allah insanların ruhlarından söz almış ve sınavın en adil şartını ortaya koymuştur. Anlaşılan odur ki Adem (as)’ın var edilmesiyle birlikte O’ndan gelecek nesillerin tamamı bu ahde yemin vermiş ve imana, fıtrata sadık kalacağına and içmiştir. İşte sınav da bu ahde vefa yani sadakat sınavıdır. Bu ahdin esnasında veya öncesinde veya hemen sonrasında ise Kur’an Adem (as) ve ondan gelecek nesillere öğretilmiş ve sınav bu şekilde başlamıştır.

Kur’an’ın öğretilmesinden ve insanın yaratılmasından sonra anılan beyanın öğretilmesi ise anlamayı ve anlatmayı yani idraki tanımlar. İnsanın en üstün vasıflarından olan bu bahis Kur’an’ı anlayarak okumayı da gerekli kılar ki hakikatler hatırlanabilsin ve hayata tatbikinde sıkıntı yaşanmasın.

“Hani Rabbin (ezelde) Âdemoğullarının sulplerinden zürriyetlerini almış, onları kendilerine karşı şahit tutarak, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” demişti. Onlar da, “Evet, şahit olduk (ki Rabbimizsin)” demişlerdi. Böyle yapmamız kıyamet günü, “Biz bundan habersizdik” dememeniz içindir.” (A’raf 7/172)

Rivayetlere göre, Hz. Âdem’in yaratılışı esnasında Rabbimiz tüm melekleri bir araya toplamış ve onlardan, Âdem’in önünde eğilmelerini istemişti. Ve o mecliste, insanın, yeryüzünde halifesi olacağı da ilan edilmişti. Aynı şekilde bidayetten kıyamete kadar gelecek tüm nefisler de bir araya getirilmiş, onlara akletme gücü verilmiş ve kendilerinden sadakat ve kulluk sözü alınmıştır… İşte Kur’an’ın öğretilmesi de bu esnadadır. Allah, ruhlar âleminde bütün insanları toplamış, onları türlerine ve yaşadıkları devirlere göre gruplara ayırmış ve onlara insan suretini ve konuşma kabiliyetini vermiştir.

Sonra onlardan ahit almış ve buna bizzat kendisini şâhit tutan Rabbimiz; “E-lestü bi-Rabbiküm?” diye sual yöneltmiştir… “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” Onlar da: “Evet, şehadet ederiz ki, yalnızca Sen bizim Rabbimiz ve ilâhımızsın, Senden başka İlâh ve Rab yoktur” diyerek cevap vermiştir. Hesap gününde, “bizim bundan haberimiz yoktu” demesinler diye, Allah, gökleri, yeri ve Hz. Âdem’i bu olaya şâhid tutmuştur. Bu olayı, Rabbimiz, ahirette şirk koşanların, küfürde ileri gidenlerin, imana ve Kur’an’a mesafeli duranlar aleyhine bir belge olarak getirecektir…

Yine İslam’ın sıkça başına dert olan Kur’an ve sünnet bahsine de son noktayı koyan ayetler bize gösterir ki Kur’an dinin tek kaynağı ve ilahi iradenin zirve özeti olarak tek hüküm koyucudur. Hadis ve sünnet adına olan her şey ayetlerin izahından ve tebliğinden ibarettir.

Kur’an’ın mucizelerinden birisi ve Yaratılışın ilahiliğinin ispatı durumunda olan Kur’an öğretiminin daha insanlar yaratılmadan ruhlara öğretilmiş olması ise dinler tarihine ışık tutacak ve kulları imana zorunlu olarak sevk edecek mahiyettedir. Bu aynı zamanda Allah’ın dininin değişmediğinin ama zalim insanın dini ne hale soktuğunun da resmidir.

Selim akıl ve kalp sahiplerinin Rahman suresi ilk dört ayetinden sonra inkar ve şirke yönelmesi mümkün değildir ve daha doğarken imana ve Kur’an’a sahip olarak doğan tüm insanlık derhal ve tereddütsüz Kur’an’a uygun hareket etmekle mükelleftir.

Kur’an’ın tamamını bilir halde dünyaya gelen insan aynı zamanda Yüce Allah’a fıtratta verdiği söze de sadık kalarak başkaca ilah tanımamakla yükümlüdür. Çünkü söz vermiştir, şahit olmuştur, şahitlerin (yer, gök ve Adem (as)) huzurunda yemin etmiştir. Ahiret sorgusunda bu nedenle kimsenin kaçacak yeri ve mazereti olmayacaktır.

Zürriyetlerle muhatap olunması ise bize gösterir ki ana yurt bu fani dünya hayatı değildir, burası sadece bir sınav alanıdır. Ve yine gösterir ki tüm ruhlar daha dünyaya gelmeden ilahi kattaki hakikatlerin tamamına şahit olmuş ve Tek Yaratan Yüce Allah ile muhatap olma şerefine nail olmuştur.

O halde görünmeyene inanmayan en koyu kafirler bile şahit oldukları bu muazzam hadiseden dolayı inkara yanaşmamalıdır. Çünkü tamamı zaten istemeden de olsa şahit olmuşlardır. İblis bu hakikati çok daha detaylı ve muhtemelen daha uzun süre gördüğü ve bildiği halde, hatta o sistemin (meclisin) üyesi olduğu halde inkarı değil ama küfrü seçmiş, Tek ilah ve cennetlere varis insan tercihine isyan ederek ilahi hikmeti anlayamamıştır.

İblisin ahdinin ayetlerde sayısız kez tekrar edilmesinin bir hikmeti de budur. Yani şahit olduğu hakikati ve verdiği sözü inkar edenler, ilahi kudrete teslim olmayanlar şeytandır, şeytanlaşanlardır ve şeytanla aynı akibeti paylaşacak olanlardır.

İman sahipleri ise verdikleri söze sadık kalanlar, başkaca ilah arama gayretine düşmeyenler ve kalplerinde daha doğum öncesi anıları taze tutabilenlerdir. Hayat, ruhlar aleminde (belki cennet veya Arş’ta) başlamış, fani dünya sınavıyla devam eden ve ahiret ile sürecek olan tek ve bütün bir hayattır ki kıyamet sonrası ruhlar yeniden (bedenlerle birleşerek) huzurda toplanacak ve dünya sınavından önce verdikleri söze sadık kalanlar bahtiyar, kalamayanlar bedbaht olacaktır.

İnsan, ilk sözünü çokça hatırlayamasa bile yaşamı ve hesabı hatırlayacak, ahiret sorgusunda kendisine şahitlerle ispat edilecek olan “fıtri misak verme olayı”nı anlayacak ve sınavın adilliğine asla leke sürülemeyecektir.

İblis işte bu yemini, Tek ilah sistemini, ahiret sorgusunu ve külliyen hakikati saptırmak gayesinde olan kötü ruhtur ve Allah’ın izniyle ve O’nun verdiği süre ve kudret dahilinde kötülüğe yelken açmakta, kandırmakta ve aldatmaktadır.

Kur’an, ayetleriyle, kıssalarıyla, izah ve açık manalarıyla yaratılışın tüm evrelerini gözler önüne süren, delilli ve şahitli gerçekler manzumesidir ve bu haliyle Kur’an okuyucuna gerçeklerden başka bir şey vadetmez. Şeytanlar ise sadece yalanı ve batılı vadeder ama sonra cayar.

Allah’ın vaadi haktır ve bu hak doğmadan verilen sözlerin hesabını sormayı gerektirir, gözlerle görülen hakikat aleminden sonra sınav olarak sunulan bu sanal alemin süslerine aldanmamayı gerekli kılar. Nitekim ahiret hesabı çetindir, adildir, kaçınılmaz ve zerrece haksızlığa meydan vermeyen muntazam bir hesaplaşmadır.

Levh-i Mahfuz olarak anılan Ana Kitap muhakkak tüm kutsal kitap ve peygamberlerin çıkış noktası, kaderin akışı, hayatın sistematiği ve zamanın gereklerine göre ayrı ayrı tanzim edilmiş, organik ve hak bir kayıt ve planlama rehberidir ki orada yazılanlar kadere imanı da derinleştirir ki o kitapta yazılı olan gaybi bilgilerin biliniyor olması kainattaki denge ve ölçüyü de ispat eder.

İnsan iradesini devre dışı bırakmayan ancak olacakları olmuş gibi anlık olarak kaydeden bu (adeta) depolama kapasitesi sınırsız bilgisayar ile insanoğlunun ve varlıkların yaptığı ve yapacağı her şey kayıt altındadır ki bizler (doğrusunu Allah bilir) her gece uykumuzda öldüğümüz vakit (!) ruhumuzun veya şahit meleklerin, bir şekilde gönderip veya gidip, günlük sevap ve günahlarımızla amellerimizin o deftere işlendiğini farz ederiz. Bu nedenle ahiret sorgusu kolay ve çabuk yapılacaktır çünkü bu hem Yaratan’a kolaydır ve hem de zaten çoğu şey deftere işlenmiş olacaktır. O halde amel defterleri dediğimiz şey de Ana Kitap’ın bir parçası veya sayfası değil midir?

Doğrusunu Allah bilir lakin bizleri asıl ilgilendiren husus verdiğimiz söze sadık kalmak ve Allah’tan başka ilah tanımamakta ısrarcı olmaktır. Kur’an baştan sona ve evvela imanı emretmekle bunu işaret eder. Kurban kesmekle, tesbih çekmekle, hacca sayısız kez gidip gelmekle, oruçla, namaz kılmakla kimse cennete gidemez. Ama imanla cennetlere gidilir. İmanın kapıları hem amele hem niyete, hem cennete hen esenliğe, hem güzelliğe ve hem barış ve huzura açılır ki iman etmeden kimse cennete giremez.

İman etmek şartı işte elest aleminde verilen söze sadakat ve başkaca ilah tanımamaya yemindir. Bu kalpten olduğu sürece kula korku ve endişe yoktur. Buna değer vermeyen, buna sahip olamayan, değişik ve batıl maceralar peşinde koşanlar ise elbet hakikati tekrar görecek ve pişman olacaktır ama bu fayda etmeyecektir. Son söz Kuran insandan önce yaratılmıştır ve insan Kur’an’a tabi olmaya yemin etmiştir. Rabbim bizleri verdiğimiz fıtri misaka sadık kullarından eylesin. Rabbim bizleri kendisinden başkasına el açtırmasın. Amin!

kaynak: imanilmihali

etiketlerETİKETLER
Üzgünüm, bu içerik için hiç etiket bulunmuyor.

Sıradaki içerik:

Kuran insandan önce yaratılmıştır

editörün seçtikleri EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ