e
sv

Kuran’da Peygamberin azarlandığı ayetler

İtab: tekdir etmek (uyarmak), şiddetle hitap etmek, azarlamak, dikkatini çekmek, düzeltmek, terslemek, paylamak anlamındadır. İtab ayetleri ise Hz. Peygamberin nuzül sürecinde yaptığı sürçme ve hatalardan dolayı ayetlerle kuvvetli hitaba maruz bırakılmasıdır ki biz Peygamberimize günah değil daha ziyade hata veya unutmadan kaynaklanan sürçme yakıştırırız ve bu kusurlara da zelle deriz. Çünkü Peygamberler, “ismet” sıfatı gereği, bilerek ve isteyerek günah işlemezler diye kabul ederiz.
avatar

Rıfat Şentürk

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

İtab: tekdir etmek (uyarmak), şiddetle hitap etmek, azarlamak, dikkatini çekmek, düzeltmek, terslemek, paylamak anlamındadır. İtab ayetleri ise Hz. Peygamberin nuzül sürecinde yaptığı sürçme ve hatalardan dolayı ayetlerle kuvvetli hitaba maruz bırakılmasıdır ki biz Peygamberimize günah değil daha ziyade hata veya unutmadan kaynaklanan sürçme yakıştırırız ve bu kusurlara da zelle deriz. Çünkü Peygamberler, “ismet” sıfatı gereği, bilerek ve isteyerek günah işlemezler diye kabul ederiz.

Hatasızlık Allah’a, günahsızlık meleklere mahsustur ve kulların hiçbiri melek veya ilah değildir. Bu nedenle risalet sonrasında da Peygamberimizin gaflet veya unutkanlık anları olmuştur. Aşağıdaki örneklerde görüleceği üzere bunlar ayetlerle hemen ikaz edilerek düzeltilmiş ve kusurun devamına engel olunulmuştur.

İtab ile ilgili unutulmaması gereken bir takım haller vardır ki mühimdir;

  • Bu hitaplar ya doğrudan peygambere veya O’nun şahsında İslam alemine yapılmıştır.
  • İtab ayetleri tüm mü’minlere şiddetli bir ikaz ve ihbardır.
  • Sesleniş ve azarlamanın mahiyet ve hedefini sadece Allah bilir.
  • Peygamberimizin bilerek ve isteyerek günah işlemesi söz konusu değildir.
  • Peygamber dahi itaba maruz bırakılıyorsa kulların hali çok daha vahimdir.
  • İtab ayetleri, Kur’an’ın (haşa) Peygamber uydurması olmadığının delilidir.
  • Peygamberimiz ilah veya melek değildir, beşerdir, fanidir, kuldur.

Keza bu ayetlerde bir diğer noktada şudur ki; bu ayetlerin gayesi yapılan hatayı düzeltmek midir, yoksa hatanın yapılmasını ikazla daha en baştan engellemek midir? Bu konuda itilaf vardır.

Peygamberler çok nadir olarak en güzeli yakalamada kusur edebilirler veya Peygamberler dahi küçük günahları işleyebilirler noktasında da itilaf vardır.

Ne olursa olsun onların durumları günahkar olmalarını gerektirmez ve onlar bu kusurları işledikten sonra hemen tevbe eder (inşallah tevbeleri de kabul olunur) ve bir daha o günahı işlemezler. Ayrıca onlar, kasten günah işlemekten ve büyük günahlardan uzaktırlar.

Lakin bu halleri, nefislerinin temizlnmiş olması ve İsmet sıfatları ve iman ve ibadette örnek olmaları dahi beşeri yapılarından dolayı onları günah ve kusurlardan uzak tutamamaktadır ki bu da gayet normaldir. Çünkü Peygamberimizin kendi ifadesiyle “İnsanlar günah işlemeseydi, Allah onları yok eder ve onların yerine günah işleyen ve hemen tevbe eden bir toplum getirirdi”.

İtab ayetlerine bu çerçevede bakmak lazım gelir. İşte ayetler;

“Kendisine o âmâ geldi diye Peygamber yüzünü ekşitti ve öteye döndü. (Ey Muhammed!) Ne bilirsin, belki de o arınacak, Yahut öğüt alacak da bu öğüt kendisine fayda verecek. Kendini muhtaç hissetmeyene gelince; Sen, ona yöneliyorsun. (İstemiyorsa) onun arınmamasından sana ne! Allah’a karşı derin bir saygıyla korku içinde koşarak sana geleni ise bırakıp, ona aldırmıyorsun. Hayır, böyle yapma! Çünkü bu (Kur’an) bir öğüttür.” (Abese 80/1-11)

“(Ey Muhammed!) Biz sana Kitab’ı (Kur’an’ı) hak olarak indirdik ki, insanlar arasında Allah’ın sana öğrettikleri ile hüküm veresin. Sakın hainlerin savunucusu olma. Allah’tan bağışlama dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. Kendilerine hainlik edenleri savunma. Zira Allah, hiçbir haini, hiçbir günahkârı sevmez. Bunlar, insanlardan gizlenmeye çalışırlar da Allah’tan gizlenmezler. Hâlbuki Allah, geceleyin, razı olmayacağı sözleri kurarlarken onlarla beraberdir. Allah, onların yaptıklarını (ilmiyle) kuşatmıştır. İşte siz öyle kimselersiniz (ki, diyelim) dünya hayatında onları savundunuz. Ya kıyamet günü onları Allah’a karşı kim savunacak, yahut kim onlara vekil olacak? Kim bir kötülük yapar, yahut kendine zulmeder, sonra da Allah’tan bağışlama dilerse, Allah’ı çok bağışlayıcı ve çok merhamet edici bulur. Kim bir günah kazanırsa, onu ancak kendi aleyhine kazanmış olur. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Kim bir hata işler veya bir günah kazanır da sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa, şüphesiz iftira etmiş, apaçık bir günah yüklenmiş olur. (Ey Muhammed!) Eğer Allah’ın sana lütuf ve merhameti olmasaydı, onlardan bir grup seni saptırmaya çalışırdı. Hâlbuki onlar, ancak kendilerini saptırırlar, sana hiçbir zarar veremezler. Allah, sana kitabı (Kur’an’ı) ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Allah’ın sana lütfu çok büyüktür.” (Nisa 4/105-113)

“Ey peygamber! Eşlerinin rızasını arayarak, Allah’ın sana helâl kıldığı şeyi niçin sen kendine haram ediyorsun? Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. Allah (gerektiğinde) yeminlerinizi bozmayı (ve kefaret ödemeyi) size meşru kılmıştır. Allah, sizin yardımcınızdır. O, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Hani peygamber eşlerinden birine, gizli bir söz söylemişti. Fakat eşi o sözü (başkasına) haber verip Allah da bunu peygambere bildirince, peygamber bunun bir kısmını bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti. Peygamber, bunu ona (sırrı açıklayan eşine) haber verince o, “Bunu sana kim bildirdi?” dedi. Peygamber, “Bunu bana, hakkıyla bilen ve hakkıyla haberdar olan Allah haber verdi” dedi.” (Tahrim 66/1-3)

“Onlardan sana kulak verenler de vardır. Fakat sağırlara, hele akılları da ermiyorsa, sen mi işittireceksin? İçlerinden sana bakanlar da vardır. Fakat körlere, hele gerçeği görmüyorlarsa, sen mi doğru yolu göstereceksin? Şüphesiz Allah, insanlara hiçbir şekilde zulmetmez; fakat insanlar kendilerine zulmederler.” (Yunus 10/42-44)

“Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi elbette topyekûn iman ederlerdi. Böyle iken sen mi mü’min olsunlar diye, insanları zorlayacaksın?” (Yunus 10/98)

“Biz herhangi bir âyetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya onu unutturur (ya da ertelersek), yerine daha hayırlısını veya mislini getiririz. Allah’ın gücünün her şeye hakkıyla yettiğini bilmez misin? Bilmez misin ki, göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’ındır. Sizin için Allah’tan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır.” (Bakara 2/106,107)

“Yeryüzünde düşmanı tamamıyla sindirip hâkim duruma gelmedikçe, hiçbir peygambere esir almak yakışmaz. Siz geçici dünya menfaatini istiyorsunuz, hâlbuki Allah ahireti (kazanmanızı) istiyor. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. Eğer Allah’ın daha önce verilmiş bir hükmü olmasaydı, aldığınız şey (fidye)den dolayı size büyük bir azap dokunurdu. Artık elde ettiğiniz ganimetten helâl ve temiz olarak yiyin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. (Enfal 8/67-69)

“Allah, seni affetsin! Doğru söyleyenler sana iyice belli olup, yalancıları bilinceye kadar beklemeden niçin onlara izin verdin? Allah’a ve âhiret gününe iman edenler, mallarıyla ve canlarıyla cihad etmekten geri kalmak için senden izin istemezler. Allah, kendine karşı gelmekten sakınanları çok iyi bilendir. Ancak Allah’a ve ahiret gününe inanmayan, kalpleri şüpheye düşüp kendileri de o şüphelerinin içinde bocalayan kimseler senden izin isterler. Onlar eğer savaşa çıkmak isteselerdi, elbette bunun için bir hazırlık yaparlardı. Fakat Allah onların harekete geçmelerini istemedi de onları geri bıraktı ve onlara, “Oturun, oturan âcizlerle beraber” denildi. Eğer onlar da sizin içinizde (sefere) çıksalardı, size bozgunculuktan başka bir katkıları olmayacak ve sizi fitneye düşürmek için aranızda koşuşturacaklardı. Aranızda onları dinleyecek kişiler de vardı. Allah, zalimleri hakkıyla bilendir.” (Tevbe 9/43-47)

“Onlar için ister bağışlanma dile, ister dileme (fark etmez.) Onlar için yetmiş kez bağışlanma dilesen de, Allah onları asla affetmeyecektir. Bu, onların Allah ve Resûlünü inkâr etmiş olmaları sebebiyledir. Allah, fasık topluluğu doğru yola iletmez.” (Tevbe 9/80)

“Cehennem ehli oldukları açıkça kendilerine belli olduktan sonra, -yakınları da olsalar- Allah’a ortak koşanlar için af dilemek ne Peygambere yaraşır, ne de mü’minlere.” (Tevbe 9/113)

“Sabah akşam Rablerine, O’nun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte ol. Dünya hayatının zînetini arzu edip de gözlerini onlardan ayırma. Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, boş arzularına uymuş ve işi hep aşırılık olmuş kimselere boyun eğme.” (Kehf 18/28)

“Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur. Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen yeri asla yaramazsın, boyca da dağlara asla erişemezsin. Bütün bu sayılanların kötü olanları, Rabbinin katında sevimsiz şeylerdir. Bunlar, Rabbinin sana vahyettiği bazı hikmetlerdir. Allah ile birlikte başka ilâh edinme. Sonra kınanmış ve Allah’ın rahmetinden kovulmuş olarak cehenneme atılırsın. (İsra 17/36-39)

“Ey Peygamber! Allah’a karşı gelmekten sakın. Kâfirlere ve münafıklara itaat etme. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Rabbinden sana vahyolunana uy. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. Allah’a tevekkül et, vekil olarak Allah yeter. (Ahzab 33/1-3)

“Hani sen Allah’ın kendisine nimet verdiği, senin de (azat etmek suretiyle) iyilikte bulunduğun kimseye, “Eşini nikâhında tut (onu boşama) ve Allah’tan sakın” diyordun. İçinde, Allah’ın ortaya çıkaracağı bir şeyi gizliyor ve insanlardan çekiniyordun. Oysa kendisinden çekinmene Allah daha lâyıktı. Zeyd, eşinden yana isteğini yerine getirince (eşini boşayınca), onu seninle evlendirdik ki, eşlerinden yana isteklerini yerine getirdiklerinde (onları boşadıklarında), evlatlıklarının eşleriyle evlenmeleri konusunda mü’minlere bir zorluk olmasın. Allah’ın emri mutlaka yerine getirilmiştir.” (Ahzab 33/37)

“Kâfirlere ve münafıklara itaat etme! Onların eziyetlerine aldırma ve Allah’a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.” (Ahzab 33/48)

“(Ey Muhammed!) Şüphesiz biz o Kitab’ı sana hak olarak indirdik. Öyle ise sen de dini Allah’a has kılarak O’na kulluk et.” (Zümer 39/2)

“Ey Muhammed! Sabret. Allah’ın va’di şüphesiz gerçektir. Günahının bağışlanmasını iste. Akşam-sabah Rabbini hamd ederek tespih et. Allah’ın âyetleri hakkında, kendilerine gelmiş bir delilleri olmaksızın tartışanlar var ya, onların kalplerinde ancak bir büyüklük taslama vardır. Onlar, tasladıkları büyüklüğe asla ulaşmazlar. Sen Allah’a sığın. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” (Mü’min 40/55,56)

Özetle; Hz. Peygamber, gönülden İslam davetine icabet etmek isteyen kör adam yerine, kibirli zengini iknaya çalıştığı için, farkında olmadan (bilmediği şeyler olduğundan) suçluları (hainleri) savunduğu için, kendisine bazı şeyleri haram kıldığı için, imana zorladığı için, öldürmek yerine esir aldığı için, savaştan kaçmak için bahane uyduranlara kanıp izin verdiği için, inkarcı kafirler ve müşrikler için bağışlanma dilediği için, inkarcı gafillere boyun eğmeye meylettiği için, bilmediği hususlarda fikir yürüttüğü için, yetersiz bilgiyle (henüz ayet nuzül edilmeyen hususlara ait) izaha kalkıştığı için, güç ve servet sahibi bazi inkarcılardan korktuğu için, eziyetlere dayanamayıp güzelce sabretmekten taviz verdiği için, görevini tam yapamamaktan korktuğu için bu ayetlere maruz bırakılmıştır ki doğrusunu daima ve sadece Allah bilir.

Keza ayetlerde açıkça anılmayan bazı hallerde de Peygamberin ümmetin geri kalanı gibi veya sahabelerin etkisiyle tereddütler yaşadığı da tefsir bilgilerinde malumdur ki bunlar özellikle İfk olayında iyi zanda bulunmamak ve yalancı iftiracılara kanarak şahit istememek, Tume bin Ubeyrık olayında olduğu gibi sırf Müslüman olduğu için aklanmasını isteyen hırsız arkadaşlarına yalancı şahitlik eden sahabelere inanmak üzere olduğu için de kınanmıştır ki gelen ayetler daha büyük hataları engellemiştir.

Rahmet Peygamberine ikazı şiddetle yapan ayetler göz önüne alınırsa, sıradan kulların çok daha dikkat etmesi gerektiği açıktır. Bu nedenle itab ayetlerinin maksadı anlaşılmaya çalışılmalı ve gaflete düşülmemelidir.

Doğrusunu daima ve sadece Allah bilir.

kaynak: imanilmihali

etiketlerETİKETLER
Üzgünüm, bu içerik için hiç etiket bulunmuyor.

Sıradaki içerik:

Kuran’da Peygamberin azarlandığı ayetler

editörün seçtikleri EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ