e
sv

Şefaat Tümüyle Allah’a aittir

Şefaat, hesap ve mizan esnasında, Yüce Allah’ın dilediği miktarda, dilediği kimselere ve dilediği kimselerce kulların bağışlanması için Yüce Allah’a yalvarmak demektir. Şefaat yakarışlarının yerine getirilip getirilmemesi konusunda takdir sadece Allah’ındır çünkü şefaat tümüyle Allah’a aittir.
avatar

Rıfat Şentürk

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

Kulun hakkında kim ne kadar şefaat için yalvarsa da, kalplerin özünü bilen Allah dilemedikçe kimsenin yalvarışı o kula fayda getirmeyecektir. Bu dinde şefaatin sadece Allah’a ait olduğunun ve dinde aracı ve yaklaştırıcı bulunamayacağının da delilidir.

“Yoksa Allah’tan başka şefaatçiler mi edindiler? De ki: “Hiçbir şeye güçleri yetmese ve düşünemiyor olsalar da mı?” De ki: “Şefaat tümüyle Allah’a aittir. Göklerin ve yerin hükümranlığı O’nundur. Sonra yalnız O’na döndürüleceksiniz.” (Zümer 39/43,44)

“Göklerde nice melekler vardır ki onların şefaatleri; ancak Allah’ın izniyle, dilediği ve hoşnut olduğu kimselere yarar sağlar.” (Necm 53/26)

“Öyle bir günden sakının ki, o gün hiç kimse bir başkası adına bir şey ödeyemez. Hiçbir kimseden herhangi bir şefaat kabul olunmaz, fidye alınmaz. Onlara yardım da edilmez.” (Bakara 2/48)

“Kimsenin kimse namına bir şey ödemeyeceği, hiç kimseden fidye alınmayacağı, kimseye şefaatin (aracılığın) yarar sağlamayacağı ve hiç kimsenin hiçbir taraftan yardım göremeyeceği günden sakının.” (Bakara 2/123)

Başta inkarcılar olmak üzere şefaate güvenmek aklın alacağı şey değildir ve şefaate mazhar olunsa bile mahşerde şefaat için beklemek azapların en büyüklerindendir. Kaldı ki inkarcı ve münafıkların, yaşarken Allah’tan başka ilahlar da edinenlerin zaten böyle bir beklentisi olamaz ve olmayacaktır.

Allah müsaade etmedikçe hiç kimse şefaat dilenemez, Allah’ın razı olmadığı kullar için hiç kimse şefaat isteyemez. Yüce Allah kullarının içini de dışını da bilendir. Oysa diğer insanlar, alimler hatta peygamberler kulların sadece görünen yanlarını bilirler. Bu nedenle imanı bilen Allah kullarının has niyetlerini de bilendir ve şefaat sadece has iman sahiplerine nasip olacaktır.

“Ey iman edenler! Hiçbir alışverişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı kıyamet günü gelmeden önce, size rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcayın. İnkâr edenler ise zalimlerin ta kendileridir. Allah, kendisinden başka hiçbir ilâh olmayandır. Diridir, kayyumdur. O’nu ne bir uyuklama tutabilir, ne de bir uyku. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O’nundur. İzni olmaksızın O’nun katında şefaatte bulunacak kimdir? O, kulların önlerindekileri ve arkalarındakileri (yaptıklarını ve yapacaklarını) bilir. Onlar O’nun ilminden, kendisinin dilediği kadarından başka bir şey kavrayamazlar. O’nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp kuşatmıştır. (O, göklere, yere, bütün evrene hükmetmektedir.) Gökleri ve yeri koruyup gözetmek O’na güç gelmez. O, yücedir, büyüktür. ” (Bakara 2/254,255)

“Kendileri için Allah’tan başka ne bir dost, ne de bir şefaatçi bulunmaksızın, Rab’lerinin huzurunda toplanmaktan korkanları, Allah’a karşı gelmekten sakınsınlar diye, onunla (Kur’an ile) uyar.”(En’am 6/51)

İmana sahip olmak, muhafaza ve idame ettirmek bu yüzden kurtuluşun da tek anahtarıdır ki bunun aksi karanlıktır. İmanın teminatı ise Kur’an’dır, Kur’an istikametinde yaşamak gayesidir.

“Dinlerini oyun ve eğlence edinenleri ve dünya hayatı kendilerini aldatmış olanları bırak. Hiç kimsenin kazandığı yüzünden mahrumiyete sürüklenmemesi için Kur’an ile öğüt ver. Yoksa ona Allah’tan başka ne bir dost vardır, ne de bir şefaatçi… “ (En’am 6/70)

Kafir ve müşriklerin dünyada yaşarken taptığı ilahları, sözde aracı ve şefaatçilerinin batıl ve sahte olduğu ahiret yurdunda elbet anlaşılacak ve kendilerini şefaatçi veya aracı olarak tanıtan kafirler gözden kaybolacaktır. O vaziyette ise o aldanmış olanların hali elbet içler acısı olacaktır.

“Andolsun, sizi ilk defa yarattığımız gibi teker teker bize geldiniz. Size verdiğimiz dünyalık nimetleri de arkanızda bıraktınız. Hani hakkınızda Allah’ın ortakları olduğunu zannettiğiniz şefaatçilerinizi de yanınızda görmüyoruz? Artık aranızdaki bağlar tamamen kopmuş ve (Allah’ın ortağı olduklarını) iddia ettikleriniz, sizi yüzüstü bırakıp kaybolmuşlardır.”(En’am 6/94)

“Onlar ise ancak, (“Görelim bakalım!” diyerek) Kur’an’ın bildirdiği sonucu (te’vilini) bekliyorlar. Onun bildirdiği sonuç gelip çattığı gün, önceden onu unutmuş olanlar derler ki: “Gerçekten Rabbimizin peygamberleri hakkı getirmişler. Şimdi bizim için şefaatçılar var mı ki bize şefaat etseler veya (dünyaya) döndürülsek de yaptıklarımızdan başkasını yapsak?” Gerçekten onlar kendilerine yazık etmişlerdir. (İlâh diye) uydurdukları (putlar, şeytanlar) da onları yüzüstü bırakarak uzaklaşıp kaybolmuşlardır.”(A’raf 7/53)

Kur’an’a ve gayba iman etmeyenler o gün hakikati muhakkak görecek ve pişman olacaktır. Lakin o zaman çok geç olacak ve günahkar kafirler dünyaya dönüp mü’min olarak yaşamayı dileyeceklerdir ki bunun da sahte ve yalan olduğu malumdur. Kaldı ki tren kaçmış ve geri dönüş yolu kapanmıştır. Kalplerin özünü bilen Allah’ın onların niyetlerini bildiği ve bileceği zaten açıktır ve dünyada yapılanların hasadı ahiret yurdunda amel ve iman şansı kalmamıştır.

“Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı gün içinde (altı evrede) yaratan, sonra da Arş’a kurulup işleri yerli yerince düzene koyan Allah’tır. O’nun izni olmaksızın, hiç kimse şefaatçi olamaz. İşte O, Rabbiniz Allah’tır. O hâlde O’na kulluk edin. Hâlâ düşünmüyor musunuz?”(Yunus 10/3)

“Allah’ı bırakıp, kendilerine ne zarar, ne de fayda verebilecek şeylere tapıyorlar ve “İşte bunlar Allah katında bizim şefaatçılarımızdır” diyorlar. De ki: “Siz, Allah’a göklerde ve yerde O’nun bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz!? O, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır, yücedir.” (Yunus 10/18)

Yüce Allah’ın dilediği vakit, dilediği kimselere, dilediği kadar yapılabilecek şefaatin kimlerce yapılacağı bizlerce malum değildir. Bizler müslümanlar olarak başta Hz. Muhammed (sav) peygamberimizin tüm ümmet için olmasa da mü’minler için şefaatçi olacağını dua ve umut ederiz.

“Rahmân’ın katında söz almış olanlardan başkaları şefaat hakkına sahip olmayacaklardır.”(Meryem 19/87)

“O gün, Rahmân’ın izin verdiği ve sözünden razı olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez.”(Ta’ha 20/109)

“Allah, onların önlerindekini de arkalarındakini de (yaptıklarını da yapacaklarını da) bilir. Onlar, O’nun razı olduğu kimselerden başkasına şefaat etmezler ve hepsi O’nun korkusuyla titrerler.”(Enbiya 21/28)

Bu son ayet ise bir kez daha bize gösterir ki hakkında şefaat istenebilecek kişi Allah’ın razı olduğu kimse olmalıdır. Yüce Allah o kuldan razı değilse hakkında peygamberlerin tamamı şeffat bile dilenseler sonuç hüsran olacaktır. Bunun böyle olması da yukarıda bahsolunduğu gibi kalpleri bilen sadece Allah olduğu içindir.

“Kıyametin kopacağı günde, suçlular hayal kırıklığı içinde ümitsizliğe düşeceklerdir. Onların, Allah’a koştukları ortaklardan kendileri için şefaatçılar da olmayacaktır. Artık onlar ortak koştukları şeyleri de inkâr ederler.” (Rum 30/12,13)

“Allah, gökleri ve yeri, ikisi arasındakileri altı gün içinde (altı evrede) yaratan sonra da Arş’a kurulandır. Sizin için O’ndan başka hiçbir dost, hiçbir şefaatçi yoktur. Hâlâ düşünüp öğüt almayacak mısınız?” (Secde 32/4)

“Allah katında, O’nun izin verdiği kimseden başkasının şefaati yarar sağlamaz. (Şefaat için izin verilip de) kalplerinden korku giderilince birbirlerine, “Rabbiniz ne söyledi?” diye sorarlar. Onlar da “Gerçeği” diye cevap verirler. O, yücedir, büyüktür.”(Sebe 34/23)

“Şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi ve şöyle dedi: “Ey kavmim! Bu elçilere uyun. Sizden hiçbir ücret istemeyen kimselere uyun, onlar hidayete erdirilmiş kimselerdir. Hem ben, ne diye beni yaratana kulluk etmeyeyim. Oysa siz de yalnızca O’na döndürüleceksiniz. O’nu bırakıp da başka ilâhlar mı edineyim? Eğer Rahmân bana bir zarar vermek istese, onların şefaati bana hiçbir fayda sağlamaz ve beni kurtaramazlar. O taktirde ben mutlaka açık bir sapıklık içinde olurum. Şüphesiz ben sizin Rabbinize inandım. Gelin, beni dinleyin!” (Yasin 36/20-25)

Bu sebeple dünya hayatında fütursuzca yaşayan, kötülük yapmaktan çekinmeyenlerin ahiretten nasibi yoktur, olmayacaktır. Bu insanların Allah dilemedikçe kurtuluşları da mümkün değildir.

“Yaklaşmakta olan gün konusunda onları uyar. O gün yürekler gam ve tasa ile dolu, (sanki) gırtlaklara dayanmıştır. Zalimlerin ne sıcak bir dostu, ne de sözü dinlenir bir şefaatçisi vardır.”(Mü’min 40/18)

“O’nu bırakıp taptıkları şeyler şefaat edemezler. Ancak bilerek hakka şâhitlik edenler şefaat edebilirler.” (Zuhruf 43/86)

“Onlar şöyle derler: “Biz namaz kılanlardan değildik. Yoksula yedirmezdik. Batıla dalanlarla birlikte biz de dalardık. Ceza gününü de yalanlıyorduk. Nihayet ölüm bize gelip çattı.” Artık şefaatçilerin şefaati onlara fayda vermez. Böyle iken onlara ne oluyor da, öğütten yüz çeviriyorlar?” (Müddessir 74/43-49)

Özetle; şefaat, Allah’ın razı olduğu kullara, Allah’ın müsaade ettiği varlıklarca, dilediği miktarda, dilediği zaman yapılabilecek bağışlanma yakarışıdır. Yaşanacaktır, mü’minlere inşallah fayda getirecektir ama dünyada kötülük ve kuralsızlık peşinde koşanlara faydası dokunmayacak, dünyada Allah’ı inkar eden, ayetlerle dalga geçen ve Allah’ın yanına başkaca ilahlar konduranların hiçbir aftan yararlanması mümkün olmayacaktır. Öte yandan kim ne kadar çok şefaat dilenirse dilensin o kulun kalbini, niyetini bilen sadece Allah’tır ve O hakkında sayısız kimse ve varlık ta şeffat dilense kabul etmeyecek olandır.

Kafir ve müşriklerin dünyada aracı, şeffatçi, kurtarıcı görünenleri o gün sırra kadam basacak ve kendileri şeffata muhtaç hale gelecektir. Ama gerek o sahte ilahların ve gerekse o sahte ilahlardan yaşarken medet umanların hiçbirine şeffat nasip olmayacaktır.

Bu nedenle, imana sarılmak, Allah’ın sınırlarına mümkün mertebe riayet etmek mü’minler için olması gerekendir. Her bir kötülüğü işleyip sonra şeffate sığınmak gibi bir durum asla yoktur. Çünkü şeffatin ilk şartı Allah’ın o kuldan razı olmasıdır ki bu tevazu, hak ve salih yaşam biçimi demektir.

Bizimle birlikte yaşamakta olan melekler dahil, etrafımızdaki insanlar, tüm varlıklar bizim hakkımızda sadece gördüklerini ve işittiklerini bilirler. Oysa niyetin ne olduğunu bilen sadece Allah’tır. Bu yüzden riya gizli şirktir. Gösteriş, büyüklenme, kibir gibi nefsi şeytanlıkları kalbinde barındıran sahtekarların ve ilahlık iddiasında olanların mahşerde affı ve kurtuluşu yoktur.

Gerçek kurtuluş bu yüzden Kur’ani imandadır ki bu sadece Allah’a teslim olmayı gerekli kılar. Ötesi, alternatifi, ikamesi, nüansı olmayan bu kaide müslüman ile mü’min arasındaki farktır aynı zamanda.

Kısaca; şefaate mazhar olabilmek isteyen kulların yaşarken gayesi imana sahip olmak ve bu imanla ölmek olmalıdır ki iman dille değil kalple yaşatılan, amelle ispat edilendir.

Kul, imanla yaşar ve ölürse Yüce Allah kendisi veya şefaate müsaade ettiği kullarının şefaati sonrası o kulun küçük ve hatta büyük günahlarını bile affedecektir.

Ama Allah’a imanı olmayan veya zayıf olanların akibeti, ilah diye tapageldikleri şeytanlarla bir olacak ve kurtuluşları Allah dilemedikçe gerçekleşmeyecektir.

Bu nedenle şeffat tümüyle Allah’a aittir ve sadece Allah’ın razı olduğu kulları içindir.

Rabbim bizleri kendisinin razı olduğu kullarından eylesin.

Rabbim küçük ve büyük günahlarımızı affeylesin.

Rabbim bizi sıddık kulları ile birlikte haşreylesin. Amin!

kaynak: imanillmihali

etiketlerETİKETLER
Üzgünüm, bu içerik için hiç etiket bulunmuyor.

Sıradaki içerik:

Şefaat Tümüyle Allah’a aittir

editörün seçtikleri EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ