e
sv

Şirk

İslam’a göre şeytan (İblis) Allah’ın rakibi veya hasmı değil asi ve günahkar bir kuludur. Adem şeytan Allah’ın emrine karşı gelip günahkar olmuştur. Fakat Adem günahından af dilemiş ve tövbesi kabul olmuştur. İblis ise günahını savunmuş ve ilahi rahmetten kovulmuştur. Şeytan Allah’ı bilir, düşmanlığı da Allah’a değil insanadır, varlığını insanı yoldan saptırmaya adamıştır. Şeytanın vakit kavramı bizim gibi değildir, vakti çoktur. Şeytanın imanlı, sorumluluğa sahip, aktif akıl, irade ve vicdan sahibi insan üzerinde hiçbir gücü yoktur. Şeytanın tek gücü insanın şeytana kendi iradesinden aktardığı güçtür. Bu yüzden şeytanın etkisine giren kişi şeytanı değil kendisini suçlamalıdır. O kişi vahyi ve imanı pasif tutmasının bedelini ödemektedir. Aldanmış olması mazeret değildir. (İbrahim 14/22, Zuhruf 43/26)
avatar

Rıfat Şentürk

  • e 1

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

“Şirk; gece karanlığında, siyah post üzerinde yürüyen, siyah karınca gibidir.” (Hz. Peygamber)

Nar kutbunun baş mimarı şeytanlar , inancı şirk’tir. Şirk, Allah’a ortak koşmak, kudret ve ilmini paylaştırmak, kutsalı sayısız ilaha bölüştürmek, şeytanı ve dinini diri ve egemen kılmaya çalışmak, tevhidin tam tersini dinleştirmektir.

“Allah’a andolsun, senden önceki ümmetlere peygamberler gönderdik. Fakat şeytan onlara işlerini güzel gösterdi. O, bugün de onların dostudur ve onlar için elem dolu bir azap vardır.” (Nahl 16/63)

Şirk, Allah’a ortak koşmak demektir. İzahı fasiküller sürecek bu bahis imanın yerle bir edilmesi, şeytani korku, sevgi veya inancın kalbe doldurulması anlamına gelir. Şirk, bu şeytana sevdalı olma halinin gereklerini yapmak, ona kulluk etmek dinidir. Hatırlanacak olursa iblisin ahdindeki en temel yemini yaratılanı yani fıtratı değiştirmektir. Allah’ın vaadi ise, şeytanın imanlı kullar üzerinde sultası olmayacağına dairdir ki iblis o imanı kendisine veya süslü gösterdiklerine çevirerek kalpleri karanlıklara mahkum etmiştir.

İman, sadece İslam’a ait değildir, Allah’a duyulan genel inancı, güven ve sevgiyi ifade eder, dinler üstü yani tevhididir. İblis tüm dinlerde ibadetten ve kitaplardan da önce inançları yok etmiş, şeytanlıkları yaşam gayesi etmiştir. Çünkü bilmektedir ki inançlar bozulmadıkça kitapların tahrifi bile insanları şeytanlaştıramaz. Çünkü tüm kainat, tabiat ve beden zaten birer kutsal kitaptır. Sadece göğe başını çeviren bile orada imanı zaten görür.

İslam özelinde konuşursak tüm şeytan hamleleri imanı ve itikadı yok etmek, ya da tersine çevirip güzel göstermek şeklindedir. İslam’ın göz yaşlarına da sebep bu şirkin tanınmaması, hafife alınmasıdır. Oysa şirk afsızlığa mahkum tek günahtır. Bu nedenle kullar tevhidi öğrenip kenara çekilmekle kalmayıp, şirk’i tafsili olarak öğrenmek durumundadır. Şeytanın en büyük aldatmacası cennet masallarıyla kandırırken, cehenneme götüren yolları saklamasıdır. Şirk bir gaflet değil sistemli şeytan dinidir ve müşrikleşenler içinse esenlik diye bir şey olmayacaktır. Lakin toplumun sayısız putu, onlarca ilahı varken Müslüman kitlenin şirkten korunduğunu söylemek hayalcilik olacaktır. Maalesef Kur’an’ın boşluğunu şeytan nameleri doldurmakta, Kur’an’a rağmen şeytanlıklar kol gezmektedir. Yobaz dinci tayfanın aldatışları, şeytanın kalplere egemen olma gayretinin en büyük yardımcısıdır. Korunmak ise ancak Kur’an’la mümkündür ve iman kalptedir. O şeytanı kalbe hiç sokmamak ise en temel korunma yönetimidir. İşin şakası yoktur! Bu eserde izaha çalışılan her bir şeytanlık ve aldanışın bedeli cehennem ateşleridir, ahiretin sonsuz hayatında cennetlerden mahrum kalmaya rıza göstermektir.

Medeniyet ve din adına birilerince empoze edilen maalesef pek çok şey, Kur’an ayetleri bilinmediği için, ayıklanamamakta, doğrudan şirke hizmet etmekte veya şirke giden yolların çalılarını temizlemektedir. Bu da şeytani maksatlara hizmet etmek, Allah’a küsmektir. Bu yüzden ojelerdeki domuz yağlarından, alüminyum kaplı içeceklere kadar her pisliğe ardındaki manayı anlamak için bakmalıdır ki zaten aklı kullanmak görünenle yetinmemek, saklı manayı bulabilmektir.

Şeytanı ve ordusunu daha yakından tanımak için heykelleştirdikleri (putlaştırdıkları) Baphomet’e bakmak lazım gelir. Baphomet ile sembolize edilen şeytan keçi başlıdır, altı erkek üstü dişidir, bir eli havada bir eli aşağıdadır, Başı keçidir çünkü akılsızdır, laf dinlemez, inatçı ve cahildir, çabuk öfkelenir, bencil ve acımasızdır, yeşile güzele düşmandır yaprak değil taze filizleri yer gelişime mani olur. Uysal ve sevimli değildir, keçi sakallıdır, asidir toslar, köprüde hemcinsi ile karşılaşsa yol vermeyi düşünemeyecek kadar inatçı ve kördür.

En kafir ve müşrikler bile Allah’ı bilir ve tanır ki ibliste öyledir. Küfür ve şirk, isyan ve inkar red ile değil Allah’ın ötesine, berisine yedek ilahlar, şefaatçi ortaklar koyma iledir ki zamane nasipsizleri kafir değil şirk mensubudur.

İblise, ilhamını, şeytanlara fısıldama gücünü veren de Allah’tır. Büyük resmi göremeyenler için şunu hatırlatalım ki; dünyaya egemen olmak, ilah olmak iblisin ahdinde bile yoktur. Yani küresel tüm imparatorluk hayalleri daha en baştan çökmeye mahkumdur, tevhidin kazanacağı katidir. İblis bu itirafını ahdine egemenlik ideali koymadan zaten yapmıştır. O halde cin şeytanlardan medet umanlar ve zulümleriyle şeytana şapka çıkartanlar bilmelidir ki şeytan bile menzilinin farkındadır, Allah’a ait sınıra yaklaşmaktan bile çekinmektedir ki aldatışı, insanı çok daha fazlasına yüreklendirmekten ibarettir.

Şirk koşmak nasıl olur?

Şirk koşmak nasıl olur sorusunun cevabı şirkin tanımında ve küresel siyonizmin felsefesinde gizlidir. Hz. Peygamberin (sav) ümmeti için açık şirkten ziyade gizli şirkten korkması ve bunu riya ve gizli şehvet olarak tanımlaması da ahir zaman için bir ikaz ve ihbardır.

Şirk koşmak, Yüce Allah’a varlık, yaratış ve yönetimde ortaklar atamak, eş, benzer, evlat yakıştırmak, yedek ilahlar icat etmek ve ilahi kudret ve ilmi kullanmada vesaire suretle Allah’ı inkar etmeden ama Yüce Allah’tan başkasına da pay çıkarmak demektir. Bu alenen açıktan da olur, gizliden de. Sonuçta şirk şirktir ve şirk üzere ölmek afsızlığa mahkum olmak demektir. O halde şirk koşmak örneklenecek olursa açık (büyük) şirke Yüce Allah’ın yanına şeytanı, tabiatı, cinleri, başka rableri, Buda’yı, putları, ayı, güneşi koymak örnek verilebilir. Gizli şirk ise daha ziyade tahrim yetkisinde, rıza aramada, nefse tabi olmada yatar. Aşağıda bolca örneklenecek bu konu o kadar hassas ve vahimdir ki daha şirkten haberi olmayan milyonlarca Müslüman tevhid yolunda ilerlediğini sanırken işlediği günahların farkında bile değildir ve çoğusu o hal üzere yani afsızlığa mahkum vaziyette ölür.

İblisin ahdi, insanın yaratılışı öncesi, esnası ve hemen sonrasında ortaya çıkan, Kur’an ile defalarca duyurulan mucize bir şirk ihbarıdır. Buna rağmen İslam alemi kasıtlı olarak bundan habersiz bırakılmış veya ahmaklığı nedeniyle Kur’an’ı anlamdan okuduğu için bundan bihaber yaşamaktadır.

İblisin ahdinden anlaşılan odur ki şirk imanın zıddı, tevhidin düşmanı ve hakkın tersidir. O halde başta Yüce Allah’ın haklarına saygı duymak, sonra ayetlerin ve dinin gereklerini yerine getirmek, Hz. Peygamberin ihbarlarını dikkate almak lazım gelir ki şirkten korunmak yine de mümkün olmayabilir. Bu durumda da yapılacak şey şeytandan Allah’a sığınmak ve Peygamberimizin yaptığı gibi bilinen ve bilinmeyen şirkten, kanmaktan ve aldanmaktan Allah’a sığınmak ve af için dua etmektir. “Aptallığın en büyük kanıtı, aynı şeyi defalarca yapıp, farklı bir sonuç almayı beklemektir.” Albert Einstein.

ŞİRK ÖRNEKLERİ

Zulüm: Zulüm hakkın düşmanı ve şirkin babasıdır. Şirk aslen büyük bir zulüm olduğundan afsızlığa mahkumdur. O halde zulmeden, ezen, aşağılayan, teröre, haksızlığa, şiddete, adaletsizliğe varan yolların sonu şirktir. Bu insana olabildiği gibi diğer canlılara ve varlıklara da zulmü kapsar. Çünkü zulüm dine, Allah iradesine ve Kur’an emrine bilerek ve isteyerek karşı çıkmak, saptırmak, yok saymaktır.

Kişileri ilah edinmek: Firavun kıssası şirk için muazzam bir örnektir ve detayında şirkin pek çok çeşidi mevcuttur. Keza Hristiyan din adamları için Peygamberimizin hadisi başka bir ufuk açar ki bunlar başlıca; birilerinin haram ve helallerini aynen kabul etmek, Allah rızası yerine veya yanı sıra kişilerin rızasını aramak ve nihayet rızkı ve medeti Allah’tan değil de kişilerden beklemektir. Din Allah’ın, Kur’an Allah’ındır ki helal ve haram belirleme yetkisi sadece Allah’ındır. Kişi kendisi veya başkaları için bu yetkiyi kullanmaya kalkarsa ilahlığa soyunmuş olacağından yapacağı amel günahtan öte, şirkin katmerlisidir. (Zorunlu sağlık gerekçeleri hariç et yememeye yemine edenler, perhiz adı altında mesela un, tuz ve şekere düşman olanlar dikkatli olmalıdır.)

İbadet ve amelde asıl olan Allah rızasıdır ki din sadece Allah’ındır. İbadet de kulluk da Allah’adır. Allah rızası yerine veya yanı sıra birilerinin rızasını aramak uğruna sakal bırakmak, sigarayı terk etmek, o kişinin hoşuna giden şeyleri dinleştirmek, tarikata üye olmak, o kişinin hoşlanmayacağı şeyleri terk etmek şirkin komşusudur ve o kişiyi din adına hüküm verir hale getirmektir ki bunun adı ilahlıktır. (Şeyhe, imama, dini lidere vs. yaranmak uğruna yapılan ibadetler hem makbul değil hem şirke davettir.) Tasavvufta denilir ki en büyük put ibadet putudur. Çünkü o putun fark edilmesi son derece zordur. Rızkı ve nimeti, şifa ve medeti veren Allah’tır. Başa gelen her şey O’nun dilemesi ve emriyledir. O’nsuz ne bir yaprak yere düşebilir ve ne de bir anne doğurabilir. Hal böyleyken birilerinden sağlanan maddi menfaat veya erzak vs. yardımı nedeniyle o kişiyi nimet veren durumuna yükseltmek katıksız şirktir ki o yardımı yapana da o nimeti veren zaten Allah’tır. (Erzak yardımı, para yardımı vs. alanlar dikkat etmelidir.)

Birini Rab edinmiş olmak için behemehâl ona “Rab” adını vermek şart değildir. Allah’ın emir ve sınırlarına uygunluğuna bakmadan onun emirlerine uymak ve özellikle dinin hükümlerine ait hususlarda onu kural koymaya yetkili sanıp ne söylerse doğru farz etmek, ona uyduğu zaman Allah’ın emrine ters düşeceğini düşünmeden hareket etmek, onun emirlerini taparcasına yerine getirmek onu Rab edinmek, ona tapmak demektir.

Hakkaniyet ve adalete kin duymak: Hak ve adalet Kur’an’ın en temel ilkelerinden olup zerrece haksızlık yapılmayacak ahiretin dünyaya yansımasıdır. Yüce Allah’ın baş emirlerinden olan bu ikili ilahi nizam ve hesabın da nirengisidir. Bunların terki veya çıkara uygun kullanımı zulüm olması ve ilahi nizama alternatif beşeri nizamları ilahlaştırması sebebiyle şirktir. Yani haksızlık ve adaletsizlik sadece günah olamayacak kadar büyük bir isyan ve inkardır. Hak ve adalet yerine konan beşeri sistemin mimarları kendi ilahi düzenlerini yaratmış olmak sıfatıyla ilahlık iddiasında olanlardır.

Cin ve şeytanları rab / ilah edinmek: Rab kelimesinin manası terbiye eden ve ilah kelimesinin manası yaratan ve yönetendir. Soyut varlıklardan olan melekler ve cinler farklı yaratılış halleriyle insanların çoğu tarafından görünmez ve gayba ait bir mesele olarak kalır. Nurdan yaratılan melekler kötülük nedir bilmeyen, mü’minlere dost, Allah’ın sadık hizmetçileri ve görevlileridir. Ateşten yaratılan cinler ise insanlar gibi Rahmani ve şeytani olmak üzere iki türdür ve şirk bu şeytani olanlarla gelir. İblis yani şeytan dişi bir cindir ve kendisine uyan cinlerle birlikte Allah’ı inkar etmeyen ama insanları sanki başka ilahlar varmış veya kendisi de bir ilahmış gibi kandırmaya gayret eden kötülük sembolü, cehenneme mahkum, lanetli varlıktır. İnsanlık tarihinde tüm put, yedek ilah veya bozuk dini sistemlerin ardında hep şeytan ve soyu vardır ki düşmanlıkları aslen imanadır ve kıskançlıkları insanın cennetlere varis olmasınadır.

Mahiyet ve şekli ne olursa olsun cinleri, şeytanı ilahlık mertebesine oturtmak, onlara kurbanlar kesmek, onların fısıltılarına kulak vermek, onlara uymak, onlara asker olmak, onlara aldanmak, onları gerçek ve güçlü kabul etmek, onlardan gayba ait bilgiler almaya çalışmak (kehanet, büyü, sihir vb.), onların güçlerinden istifade ile diğer insanlara kötülük yapmaya veya kendisine haksız kazanç imkanı sağlamaya çalışmak şirkin zil sesleridir.

Şeytanın kandırmaları, vaadleri boş ve asılsızdır. Lakin şeytan zorlamaz, insan ise kanmaya müsaittir ve imanı zayıf olanlar şeytanı en azından kötülüğün yaratıcısı veya şeytan olmasaydı ilahi nizam sağlanamazdı düşüncesine sahip olmakla ilahlık mertebesine erdirirler. Adına kurbanlar kesilen veya kesilen kurbanlardan pay ayrılanlar da şeytanlar ve cinlerdir ki çoğusu aracı veya şefaatçi olunsun diye ilahlaştırılanlardır. Cahiliye müşriklerinden sıkça görülen bu hal onları aracı ve şefaatçi kabul etmeyle, adına kurbanlar kesmeyle, fal okları ile onların gayba ait bilgilerine itimat etme şeklinde ortaya çıkar ve Allah reddedilmeden (haşa) kenara konur.

Riya, gösteriş, münafıklık: Riya ikiyüzlülük demektir ve başlı başına gizli şirktir. Bu sadece günlük dini yaşamda değil aynı zamanda toptan inanç sistemindeki ikiyüzlülüktür. Kul namazda riyaya bulaşabilir, gösterişe kaçabilir. Zekat verirken göstererek yapmayı diler. Kurbanıyla övünmeyi tercihe der. Bunlar riyadır, gösteriş ve büyüklenmedir ki tamamı gizli şirk kapsamına girer. Öte yandan iman etmediği halde iman etmiş görünmek, menfaati uğruna imana girip girip çıkmak riyanın astarıdır ve daha tehlikelisidir. Mürailik veya münafıklık olarak da kendisini gösteren bu hal başka ilahlar aranmadıkça küfürle bağlantılı ama bu döneklikler başkalarıyla bağlantılı oldukça şirk kapsamına girer. Riyanın içerisinde Allah’ı aldatma isteği, başka ilahlara güvenme hissi ve diğer kulları din adına kandırma hevesi vardır ki şirkin gizlisi budur ve Hz. Peygamberin ümmeti adına en çok korktuğu şirk hali budur. Keza gizli şehvet ile tanımlanan hırs ve kibir çatısı altındaki tüm gizli ve sinsi niyetler (kötü zan, fitne, fesat, açık aramak, aşırı zan, itham, yalan ve iftira vb.) gizli şirktir. Bu da riya gibi Peygamberimizin şirk ihbarıdır ve ümmeti için terkini istediğidir.

Dünya malını ilahlaştırmak ve gaye yapmak: Yaşam din için ve hesap kaçınılmazdır. Sonsuz yaşamı inkar demek olan ahireti inkar kulu bu dünya için yaşamaya mahkum eder ve şeytan bu aldanışı süslü gösterir. Paraya, servet ve makamlara vazgeçilmez damgası vurup, mevkilerini kaybetmemek adına dine sözde şekil vermeye çalışanlar, servetle büyüklenip ezmeye kalkışanlar, para ve servet için haram-helal sınırlarını yok sayanlar parayı ve dünya malını ilahlaştırmış olur ki sanal ve sahte bu ilahlar kula bırakın ahireti dünyada bile huzur ve mutluluğu getiremezken şeytanı zevkten kahkahalara boğar. Sınavdan ve süslü bir eğlenceden ibaret dünya yaşamı fıtrati imtihan için baki olarak yaratılmış bir salon veya perdedir. Bu aracı amaç edinmek ölüm sonrasını yok saymak, hesabı inkar etmek ve sorumsuz yaşamakla eş anlamlıdır ve aklın, birilerinin veya şeytanın sistemine tabi olmaktır.

Tabiat ve maddeyi ilahlaştırmak: Pozitif akımlarında etkisiyle insanoğlu aklına ve nefsine kanar, aldanır, büyüklenir. Kibir şeytanların en sevdiği silahtır ve aklını, nefsini, egosunu ilahlaştıranlar, her şeyi bildiklerini sananlar, görmeden inanmayanlar, doğrusunu bildiklerinde ısrarcı kimselerdir. Elle dokunmadan, gözle görmeden inanmayanlar gaybi bilgileri ve ahireti terk etmekle ilahi sistemi inkar eden ve aynı zamanda şeytani ve beşeri olmak kaydıyla uydurulan beşeri dine tabi olanlardır ki bu sahte dinin adı şirktir. Hayatı tesadüflere mahkum eden, dünya hayatını rastlantılara eşleyen, insanı maymundan gelmeye tanılayan bu din yaratılış ve sınava topluca isyan mahiyetindedir ve şirktir.

Bilimi ilahlaştırmak: Dünyada hiçbir şey icat olunamaz ancak keşfedilir. Çünkü o şeyin ilmi ve sebebi çoktan yaratılmıştır ve yaratan sadece Allah’tır. O şey bugün birilerince bilindik hale geliyorsa bunun sebebi zamanının gelmesi ve Yüce Allah’ın ilham veya vesaire bir yolla kullarına o şeyi bildirmesidir. Dolayısıyla insanlık bugüne kadar bilinmesi gerekenlerin ancak milyar trilyonda birini ancak bilebilirken yaratma, kopyalama, ruh verme, canlandırma hevesindedir ve klonlama, karşıt madde arayışları gibi şeylerle isyanda haddi aşmaktadır. Yapay zeka adı altında insana alternatif tür yaratma teşebbüsleri tamamen şeytanidir ve hiç gerçekleşmeyecek bu hayal uğruna her yıl Afrika nüfusunun mesela bir yıllık yiyecek ve ilacı metal oyuncaklara heba edilmektedir.

Aklı ilahlaştırmak = Nefse tabi olmak: Nefis terbiye edilmedikçe kötülüğü emreden bir açlık hissidir. Akıl ise insana dini ve Allah’ı bulabilsin diye bahşedilmiştir. Kur’an aklı kullanmayı över, ister ve hatta kullanmayanların üzerine pislik atar lakin burada gaye imana ve tevhide yönelik arayış, insanca yaşama katkı ve ahlaka katma değer içindir. Akıl şeytani maksatlar ve hinlikler için bahşedilmemiştir. Nefsi temizleyen Allah’tır lakin kulun gayreti ve duası inşallah nefsi terbiye edecek ve şeytandan, şirkten, şerden kulu koruyacaktır. hal böyleyken aklı din dahil tüm meselelere ilah yapmak ve tartışılmaz kılmak gaybı ve vahyi inkar, yaşamın sadece yarısı olan görünen alemi (diğer yarısı görünmeyen alemdir) bütün farz etmektir. Bu da aklı dinin yerine koymak ve vahyi yok saymaktır, şirktir. Nefsi ilahlaştırmak, nefsin isteklerine şuursuzca boyun eğmek, haram ve helalleri yorumlamak, kötülük ve iyilik arasındaki tercihlerde hepsini bir saymak sonucuna götürür ki bu kişi egosunun yarattığı bir puttur ve ardında şeytanlar, şeytanlaşan insanlar vardır. Allah’tan başka tapılan tanrılar içinde, uyulan heva (nefsin kendiliğinden yöneldiği istek ve arzu)’dan daha büyüğü yoktur. (Suyuti, ed-Dürrü’l-Mensur, VI, 261)

Allah ile aldatmak: Şeytan’a dair yapılan ikazlar hep aldanmamak, imana sarılmak yönündedir ve özel vurgu ise şeytanın Allah ile aldatmakta hünerli olduğuna dairdir. Şeytan soyu ve ekibi insanlar ve cinlerden müteşekkil olduğundan da insanı bu şeytaniler aldatır ve kandırır, akibetsizliğe mahkum eder. Şirkin özeti durumundaki bu aldatma şekli dini ve ilahi sistemi bir başkasıyla değiştirme özentisiyle ortaya çıkar ve kul aldanmışsa şayet şeytanları, tabiatı, parayı, aklı, bilimi ilahlaştırıp eskimeyen temel ihtiyaç durumundaki inanma ve sığınma ihtiyacını bu sahte ilahlarla gidermeye çalışır. Muvaffak olamayacağı gibi karanlıklara da mahkum olan aldatılanlar aklı kullanmadıkları, vicdana = kalbe danışmadıkları için de asla mazeret bulamazlar. Çünkü nefisleri bilen Allah niyetleri de bilir ve hesap sorucu olarak nefis yeter.

İmanı hafife almak: İman yaşamın şartı, koşulu, gayesi ve yeminin adıdır. Dini, ibadeti, ahlakı vs. imanın yerine geçirmeye çalışmak kanmaya yol açan şeytani bir oyundur ve bu nedenle imanı veren ve bilen sadece Allah’tır. Hatta kulun kendisi bile imanından asla emin olamaz. Takva Allah’ın sınırlarına ve imana riayet durumudur ve bilen sadece Allah’tır ve takva ancak Allah katında bir üstünlük derecesidir. Bu yaşamda çıkar uğruna imanları biliyor davranmak, imanı şekle mahkum etmek, imansızlıkla veya dinsizlikle itham etmek yapılacak en kötü harekettir. İman, Allah’a dua edilmesi gereken bir nimet, elde tutulması gereken bir yaşam kaynağı ve ölene dek muhafazaya mecbur olduğumuz tek servetimizdir. Bunu hafife almaya gayret edenler iblisin ahdine çoktan teslim olmuş olanlardır ve şeytanlaşan bu kitleler imanı unutturmak veya değerini azaltmak hevesindedir.

Kurtarıcı beklemek: Hristiyan dininin en büyük kazıklarından olan bu fikir siyonist Yahudiliğinde muazzam desteğiyle İslam’ın içine dek girmiş en zehirli oktur. İsa Mesih bekleyenler, Hz. Muhammed (sav)’in son peygamberliğini reddedenlerdir ki zaten bu halleri bile onların din dışılıklarına ispattır. Yahudi kontrolündeki Hollywood filmleriyle dünyayı kasıp kavuran bu kurtarıcı bekleme inancı toplumsal ve küresel ahlaka düşmanlık, iman kardeşliğine çelme, kalbi fetihlere darbe mahiyetindedir ve Kur’an hükümlerini boşa çıkarma gayretidir.

Teslis (üçleme) inancı: Allah-oğul (İsa=kutsal ruh)-Meryem diye tanımlanabilecek bu üçleme Yüce Allah’a evlat atamak olmakla bir şirktir ve açık şirklerin en meşhuru ve büyüğüdür. Allah’ı (haşa) Hz. Meryem’le ilişkiye sokan, Allah’a bir oğul yakıştıran bu sapık iddia maalesef İsa (as)’dan sonra Hristiyanlığın başına bela olan Yahudi Pavlus’un tüm Hristiyan elemine bir kazığıdır ve siyonist Yahudiliğin de azımsanamaz etkisiyle tüm dünyayı sarmış haldedir. Oysa ayet açıkça buyurur ve İhlas suresi kesin olarak buyurur ki Allah doğmamıştır, kimse O’ndan doğmamıştır.

Meleklere dişi yakıştırması yapmak: Yüce Allah meleklerin cinsiyetleri veya kanat sayıları hakkında açıkça buyurmaz lakin insanoğluna bu ahlaksız yakıştırmadan ötürü öfkelenir ve cahiliye Arabistan’ı kaynaklı bu yakıştırmayı şiddetle lanetler.

Mikail (as) ve Cebrail (as)’e düşman olmak: Yahudi inançlarında bu iki melek yaşam ve bereketle alakalı olarak cimrilik, anlayışsızlık ve zulüm ile suçlandığı için sevilmez ve bu nefret Kur’an’da yanlış ve sakınılacak bir gaflet olarak gösterilir. Çünkü ayet açıkça buyurur ki melekler mü’minlerin dostudur ve melekler Allah emri ile iş yaparlar. Onlara düşman olmak Allah’a düşman olmak demektir.

Semavi dinler öncesi inançlar: Tek Allah inancına dayanmayan, puta, taşa, ineğe, yıldıza, aya tapma şeklinde kendisini gösteren dini inançların hepsi şirktir.

İçsel kuvvetleri ilahlaştırmak: Ezoterik ilimler alternatif tıp kapsamında kaldığı sürece kayda değerdir ve fakat içsel güç ilahlaştırıldığında veya bu kast edildiğinde şirk çanları çalıyor demektir. Kişinin bir şeyleri sırf düşünerek veya isteyerek değiştirebileceğine inanmak, bu yolla kazanılan şifayı Allah’tan değil de kişiden bilmek, kötüye gidişi mesela iyiye gidişle değiştirmek (kaderi değiştirmek) Yüce Allah’ın sınırlarına, kudret ve ilmine isyandır.

Fal, astronomi: Yıldızlarla gayba dair bilgiler vermek şeytani bir oyuna tutsak olmak ve ilahlık iddiasıdır. Kehanet ve büyücülük bu nedenle yasaktır ve gaybı bilen sadece Allah’tır. Astronomi ile günlük işlere yön vermek, kahve falına inanmak vesaire şeytan işi pisliklere tabi olmak ve doğal olarak şeytanlaşarak rahmanilik vasfını kaybetmek demektir.

Siyonizm (Şeytana tapmanın adı): Baştan sona tüm harfleriyle şirk ve şirk dini demek olan siyonizm hakkında sayfalarımıza bakılabilir. (İslam’dan sonra diğer dinlere tabi olmak iddiası, diğer dinleri İslam’la eşdeğer veya üstün gösterme gayreti de şirktir.)

Ateizm: İlahi nizam ve sistemi baştan sona reddetmek demek olan ateizm aklın ve kalbin işi olamaz çünkü fıtrattan itibaren din vardır ve yaşam demektir. Kimse yaşamdan uzak kalamayacağına göre de dine tabidir. Mesele hangi dine tabi olduğudur ki inanmamayı savunanlar şeytan dini şirke tabi olanlardır.

Aşırı sevmek ve yüceltmek suretiyle şirk: Din adına ve dini kapsamda olmak şartıyla mesela Hz. Peygamberi (sav) veya Hz. Meryem’i (as) din adına hüküm koyabilir, helal – haram belirleyebilir, şefaat edebilir, aracılık edebilir vaziyete koymanın adı açık şirktir. Bu Peygambere mesela ölümsüzlük mertebesi vermek, Hz. Meryem’e mesela kurtarıcı olmak payesini yakıştırabilen bir yanlıştır ve çoğu zaman kişiler abartmada ileri giderek farkında olmadan bu şirke tabi olurlar. Bu sayede bu kişileri din adına hüküm koyabilen bir mevkiye yerleştirirler ve Allah’ın haklarına riayetten uzaklaşırlar.

Allah anadır, babadır demek: Yüce Allah’a cinsiyet, bedensel varlık vs. yakıştırmak demek olduğundan O’nu yaratılmışlar sınıfına dahil etmekle şirke imza atar.

Dini mahiyette putlara tapmak: Reçelden, taştan, tahtadan yapılmış putlar şirkin zaten sembolüdür. Burada nüans bu anma ve tapmaların dini mahiyette olmasıdır. Şayet din adına değil de söz gelimi anma, minnet duyma manasında ise bu şirk değil beşeri bir erdemdir, ahde vefa örneğidir. Yok bu gayretler din adına kotarılıyorsa ardında muhakkak şeytan vardır ve bu şirktir.

Türbelerden medet ummak: İlahi sisteme tamamen aykırı bu durum yaygın bir şirk türüdür ve yatırlar başta olmak üzere insanlar ölülerden medet umar (Allah’tan değil) veya aracılık, şefaat diler, bekler. Yaşayan kişileri ilahlaştırmanın farklı bir modeli olan bu durum çok daha vahim bir şirktir.

Dine yalan söyletmek: Ayetleri değiştirmek, saklamak, manasını kaydırmak, ilkesini kişiselleştirerek evrenselliğini engellemek gibi sayısız renk ve tonda görülen yaygın bir şirktir.

Peygambere yalan söyletmek: Katmerli bir şirk olan bu husus sünnete sonradan dahil edilen hadislerin sayısı ancak bir elin parmakları kadarken bugün sayılarını milyonlara çıkartan acımasız bir şirk türüdür. Bu uydurma hadisler sadece kulları kandırmakla da kalmaz, hadis sahibinin kemiklerini de sızlatır. (Sahabelerin tamamını günahsız addetmek de doğru değildir)

Sadece Allah diyememek: Sadece kelimesi tevhidin özüdür. Bu “sadece” kelimesi olmayan tüm iman, niyet, amel ve ahlak sergileri şirk mahsulüdür.

Adak ağaçları, nazar boncuğu, muskalar, cevşen: Kaderi, fıtratı, ahlak ve dini Allah’tan alıp şansa, kısmete teslim eden, tesadüfe dayalı din icat eden, insani dilekleri Allah’tan değil de yaratılmış varlıklardan dilemeyi özendiren bu hal açık şirktir. Nazar boncuğundan koruma beklemek, muskalara sığınmak da aynı kapıya çıkan tehlikeli hallerdir.

Allah’ı cimrilikle suçlamak: Allah rızkı bol olan. cömertçe veren olduğu halde O’nu cimrilikle suçlamak şirktir ve yetkisine saldırıdır.

Aracı ve şefaatçiler edinmek: Allah kuluna şah damarından da yakındır ve şefaat sadece ve tümden Allah’a aittir. Kul kendisini Allah’a yaklaştıracak, şefaat sağlayacak, aracılık edecek birilerini koyulduğu anda şirke adım atmış demektir. Allah’ın razı olmadığı kula kimse şefaat edemez ve Allah olanı da, görünmeyeni de bilendir.

Yaklaşık otuz örnekle açıklamaya gayret ettiğimiz şirk meselesinin özü şudur; Allah tek Yaratan, tek Malik ve tek Sahip’tir. İlim ve kudret, mülk ve saltanat sadece O’nundur. Din O’nun, ahiret O’nun, hüküm O’nundur. Kişi veya varlık ilahi kudrette araya, yana, kenara ne konulursa konulsun bunun adı şirktir. Sadece Allah’ın sadece kelimesini kaldırdığımız anda ortaya çıkan şirk isteyerek (yücelterek) veya istemeden (cehaletle) ortaya çıkar. Aleni veya gizli olabilir, abartılı veya gafletle oluşabilir. Nihayetinde şirkin mahiyet ve hükmünü bilen sadece Allah’tır, doğrusunu ve aslını sadece O bilir. Kula düşen şirkten korunmak için dua etmek ve imana sarılmaktır. Çünkü İblisin imanlı kalplere zararının dokunmayacağını bildiren Yüce Allah’tır. Şeytanlara karşı bizleri koruyacak olan da sadece Yüce Allah’tır.

Burada verilen şirk örneklerinin yeterliliğini de, doğruluğunu da sadece Allah bilir. Burada yazılanlar sadece akıl ve kalp ile şirk olduklarına inandıklarımızdır. Şirk’in türünü, sayısını ve mahiyetini de bilen sadece Allah’tır. Bu yüzden Peygamberimiz her sabah şirkten korunmak için tevbe istiğfar ederdi. Amel ve niyetlerimizde imana, tevhide ne kadar şirke ne kadar yer verdiğimizi de bilen yine Allah’tır. En doğru cevaplar kalplerde ve Kur’an’dadır.

kaynak: imanilmihali

etiketlerETİKETLER
Üzgünüm, bu içerik için hiç etiket bulunmuyor.

Sıradaki içerik:

Şirk

editörün seçtikleri EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ